dokuzuncu hariciye koğuşu karakter analizi

"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu", (1930) Peyami Safa Yazarın gözlemlerini doğrudan roman kahramının gözünden aktarması, güçlü psikolojik yönü ve art alanındaki toplumsal çözümlemeleri ve içe işleyen üslubuyla hem Peyami Safa'nın hem de Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri Site De Rencontre Homme Cherche Femme. TÜRK DİLİ VE KOMPOSİZYON-1 DERSİKİTAP ÖZET FORMU KİTABIN ADI DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU KİTABIN YAZARI PEYAMİ SAFA YAYIN EVİ VE ADRESİ ÖTÜKEN YAYINEVİ MALTEPE İSTANBUL BASIM YILI 2000 KONUSU Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen ÖZETİYazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır. Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler. Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder. Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider. Sabah olunca yazar Kadıköye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktara gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikiside uyurlar. Ertesi günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar. Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi terketme kararı alır. Ancak annesininde o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur. Hızla geçengünlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona durmun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpıdamamasını ister. Evi birden kalabıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastahanete kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır. Zor geçen günlrin sonunda ameliyat günü gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtılduğun ancak yer basamayacağını söyler. Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler. Bize verilen öğütleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİYazar Tek bacağından acı çeken ve ümitleri peşinde rüyalar aleminde koşan Yerinde duramıyan yaşam dolu son derece hareketli Disiplinli, yardım sever ve dediğim dedik, inatçı İçten pazarlıklı kızının iyiliğini düşünen bir Köşkün hizmetçisi ve yazarın mutluluğu için elinden geleni yapan Ragıp Bakımlı ve kültürlü bir Mithat Yazarın İnsanliğa faydalı olmaya çalışan bilinçli bir tıp HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLERKısa ve anlaşılması güç bi kitaptaki şahısları psikolojik yönden ele bir YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİPeyami Safa İstanbul’ da 1899 yılında doğdu. Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul öğrenimi göremedi, kendi kendini yetiştirdi. “ Biri Yerli ve Kopanlıklar Kralı” adlı 1913 ve “ Üç Kardeş” adlı 1918 birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor, Fagfur 1918 vb. gibi sanat dergilerinde hikaye çevirileri ve makaleleri sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. Çıkardıkları “ Yirminci Asır” adlı bir akşam gazetesinde “ Asrın Hikayeleri” genel başlığı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikayeler o zaman çok beğenildi; yazar devrin ileri gelen bazı sanatçıları Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ömer Seyfettin vb. tarafından teşvik tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu arada “ Kültür Haftası 1936 ve Türk Düşüncesi 1953-1960” adlı iki de dergi çıkardı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı; savaş sonrasında calıştığı parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladığı, genellikle gerici bir takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı. Atatürkün sağlığında “ Türk İnkılabına Bakışlar1938” adlı bir kitap yazmışken Atatürkün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol tutu. 1961’ de İstanbul’ da Fatih Harbiye, Şimşek, Bir Tereddütün Romanı, Sözde Kızlar, Mahşer. Tüm Kitap Özetlerine Ulaşmak İçin Tıklayınız Benzer Yazılar KİTABIN ADI DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞUKİTABIN YAZARI PEYAMİ SAFAYAYINEVİ VE ADRESİ ÖTÜKEN NEŞRİYAT Cad. Ankara Han 99/3 80060 Beyoğlu / YILI 20001- KİTABIN KONUSU Hayatta kendisini yalnız hisseden, hastalığı nedeniyle geleceğe karamsar bakan, ancak hiçbir zaman içindeki yaşam isteğini yitirmeyen bir çocuğun hikayesi KİTABIN ÖZETİ Yazar, onbeş yaşında bacağı sakat olan, birkaç kez ameliyat geçirmiş olmasına rağmen şifa bulamamış bir çocuktur. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde annesiyle birlikte eski bir evde oturmaktadır. Sık sık tedavi olmak amacıyla hastaneye gider, doktor ameliyat olması gerektiğini ancak ameliyattan sonra yaralı bacağının kısalacağını söyler, ama yazar gün geçtikçe kötüye giden durumunu kimseye söylemez. Kafası da iyice karışmıştır ve hem annesine üzüntüsünü belli etmemek hem de başka bir doktora muayene olmak için şehrin karşı tarafında oturan karbaları Paşa’nın yanına gider. Paşa altmış yaşlarında, gençliğinde Fransa’da çalışmış bu yüzden onlara karşı sempati ile yaklaşan bir şahıstır. Sahip olduğu köşkte karısı, kızı Nüzhet, ve hizmetliler ile birlikte yaşamaktadır. Yazar Paşa’yı her ziyarete gidişinde ona ve kızı Nüzhet’e kitap götürmektedir. Nüzhet ondokuz yaşında yazarla çocukluğundan beri arkadaş olan genç ve güzel bir kızdır. Yazarı her zaman kendine yakın bir dost olarak görmüştür. Yazar köşke gelmeden birkaç gün önce Ragıp Bey adında 35yaşlarında bir doktor Nüzhet’I babasından istemiştir. Nüzhet ve Paşa evlenme işine pek sıcak bakmamaktadır. Ancak Nüzhet’in annesi evliliğin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmaktadır. Çünkü, Ragıp Bey evlendikten sonra Nüzhet’I Berlin’e götürmek da Nüzhet gibi onunla konuşmaktan büyük zevk almaktadır. Küçüklüğünden beri Nüzhet’e beslediği arkadaşlık duyguları son zamanlarda anlam veremediği duygulara dönüşmektedir. Ragıp Bey’i öğrendikten sonra ise bu anlam veremediği duyguların nüzhet’e duyduğu aşk olduğunu gece Nüzhet dertleşmek için gizlice yazarın odasına gelir. O gece yaazar Nüzhet’e karşı hissettiklerinin karşılıksız olmadığını anlar ve aralarında bir elektriklenme olur. Bu elektriklenme gün geçtikce kuvvetlenir ancak birgün Ragıp Bey yüzünden araları açılır. Yazar köşkü terk etmeye karar verir, ancak annesinin de köşke gelmesi nedeniyle orada kalmak zorundadır. Birgün yazar ülkenin bulunduğu durum hakkında Paşa ve Ragıp Bey ile de tartışır ve evine geri döner. Döndükten sonra hem üzüntü hem de doktorlarım uyarılarına rağmen ayağını fazla zorlaması nedeniyle daha fazla dayanamaz ve kaldırılır. Doktorların teşhisi kesindir “Bacağının kesilmesi gerekiyor.” Yazar bacağının kesilmemesi için doktor doktor dolaşmaya başlar. Ancak bu sırada ona azdırap veren bacağının ağrısı değil, Nüzhet’in aşkının kalbinde açtığı derin yaradır. Onu bir türlü unutamaz. Bu sırada bacağıda iyice kötüleşmiştir. Son çare aile dostu olan ve hastanede çalışan Mithat’a giderler. Mithat, yazarı çalıştığı hastnede ki operatöre götürür. Operatör, yazarın bacağını kurtarabileceğini ancak birkaç ay hastanede yatması gerektiğini söyler. Böylece yazarın hastane günleri başlar. Yalnız kaldığı odasında Nüzhet’i düşünmekten başka birşey yapamaz. Birgün Nüzhet’ten kart gelir; çok yakın zamanda Ragıp Bey ile evleneceği ayrıca Paşa'nın felç geçirdiği ve ölmeden önce onu görmek istediği yazmaktadır. Bu karttan sonra yazarın düşünceleri değişir. Başarılı ameliyatlar sonunda bir bacağı kısa kalmasına rağmen iyileşir. Annesi ile yeni bir hayata başlamak üzere ızdırap dolu günler geçirdiği o hastane koğuşundan ayrılır. 3- KİTABIN ANA FİKRİ İnsan yaşamı boyunca hangi zorluklarla karşılaşırsa karşılassın, hangi duruma düşerse düşsün asla içinda ki yaşama isteğini ve sevincini KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİYazar Hastalığının kötüye gitmesi onun geleceğe karamsar bakmasına yol açmıştır. Ancak yine de o içindeki umudu hiç yitirmemiştir. En zor günlerinde bile hep o çok sevdiği Nüzhet’I Hayatta hiç zorluk görmemiş, yazardan başka yakın dostu olmayan genç bir kızdır. Kendinden yaşça büyük, hiç tanımadığı bir insanla evlenip evlenmeme konusunda tereddüttedir. Bu tereddüt onu yazara daha da yakınlaştırmıştır. Yazar ile aralarında elektriklenmeler olduysa da en sonunda Ragıp Bey ile Gençliğinde Fransa’da yaşadığı için Fransız etkisi altında kalmıştır. Evden dışarı çıkmayan, yazarın getirdiği kitapları dimlemekten zevk alan yaşlı bir annesi yazara acıdığı için evinde kalmasına müsade eden, ancak yazarın kızıyla konuşmasından hoşlanmayan bir annesi yaşlı, hasta bir kadındır. Ruh halini genelde oğluna belli etmemeye çalışır. Tek isteği oğlunun Bey nüzhet’ten onaltı yaş büyük, yazarı Paşa istediği için muayene eden, Paşa gibi Fransız hayranı olan bir Bey Hastanede çalışan, yazarın yakın dostu, onun iyi olması ve bacağının kesilmemesi için en çok çalışan kişilerden birisidir. Elinden geleni yapmıştır. 5- KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ Yazar, İstanbul'da doğdu1899. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik 1914-1918, gazetecilik 1918-1961 yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı 1919, Kültür Haftası 21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936 ve Türk Düşüncesi 63 sayı, 1953-1960 adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya 1936 romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca Gençliğimiz 1922, Şimşek 1923, Sözde Kızlar 1923, Mahşer 1924, Bir Akşamdı 1924, Süngülerin Gölgesinde 1924, Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü 1925, Canan 1925, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 1930, Fatih-Harbiye 1931, Atilla 1931, Bir Tereddüdün Romanı 1933, Matmazel Noralya'nın Koltuğu 1949, Yalnızız 1951, Biz İnsanlar 1959. Hikâyeleri Hikâyeler Halil Açıkgöz derledi, 1980. Oyunu Gün Doğuyor 1932. İnceleme- denemeleri Türk İnkılâbına Bakışlar 1938, Büyük Avrupa Anketi 1938, Felsefî Buhran 1939, Millet ve İnsan 1943, Mahutlar 1959, Mistisizm 1961, Nasyonalizm 1961, Sosyalizm 1961, Doğu-Batı Sentezi 1963, Sanat- Edebiyat-Tenkid 1970, Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca 1970, Sosyalizm-Marksizim- Komünizm 1971, Din-İnkılâp-İrtica 1971, Kadın-Aşk-Aile 1973, Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar 1976, Eğitim-Gençlik-Üniversite 1976, 20. Asır- Avrupa ve Biz 1976. Ders Kitapları Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi 1929, Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe 1929, Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat I-IV, 1929, Yeni Talebe Mektupları 1930, Büyük Mektup Nümuneleri 1932, Türk Grameri 1941, Dil Bilgisi 1942, Fransız Grameri 1942, Türkçe İzahlı Fransız Grameri 1948. Türk edebiyatından Dünya edebiyatına kazandırılmış olan pek çok eser bulunmaktadır. O eserlerden en önemlileri arasında Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabıdır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı Cumhuriyet döneminde yazılmış olan bir eserdir. Kitap yazıldığı dönem ve çıktığı yıldan sonra oldukça fazla beğenilmiştir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı otobiyografik romanların en önemlileri arasındadır. Kitap internette de en çok araştırılmış kitaplar arasında yer almaktadır. Peki Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını kim yazmıştır? Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının konusu ve ana fikri nedir? Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının özeti nedir? İşte Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabına dair her Hariciye Koğuşu kitabı 1930 yılında yayınlanmış bir eserdir. Kitap daha sonra 1967 yılında bir kez uyarlanmıştır. Kurgu türünde yazılmış olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı yazarın en beğenilen kitaplarından birisidir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı bir otobiyografik romandır. Bu kitap ilk kez Resimli Ay adlı yayın ei tarafından yazılmıştır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabı Konusu ve Anafikri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının konusu 15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabasını anlatır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının ana fikri insanoğlu kendisine verilen öğütleri her zaman ciddiye almalı ve o öğütlere uymalıdır. Aksi takdirde üzülen taraf olur.. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabını Kim Yazmıştır? Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının yazarı ünlü Türk yazar Peyami Safa'dır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Özet 15 yaşında bir çocuk, küçük yaşlardan itibaren dizinde bulunan ve henüz tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalığın pençesindedir. Bu hastalıktan dolayı da oldukça fazla sıkıntı çekmektedir. Akranları sürekli olarak oyun oynarken onun hayatının büyük çoğunluğu hastanelerde geçmektedir. Yapılan son doktor kontrollerinden sonra çocuğun dizindeki hastalığın bir kemik veremi olduğu kanısına varılmıştır. Bu hastalık oldukça zor bir hastalık olduğundan dolayı, sonunda bacağından dahi olabilmektedir. Hastalığın tedavisi olarak doktorlar, iyi beslenmenin, stresten uzak bir yaşam sürmenin önemli olduğunu söyler. Çocuk hastaneden çıktıktan sonra bu kötü haberi annesine nasıl vereceğini düşünür. Eve dahi gitmek istemez ve oldukça üzgündür. Fakat başka da gidecek bir yeri bulunmamaktadır. Eve gider fakat bu sefer de annesine hiçbir türlü bütün bu olanları anlatamaz. Doktorların söylemiş olduğu rahat yaşam sürmesi gerektiği, çocuk için tamamen terstir. Çünkü ailesinin maddi durumu oldukça kötüdür. Bundan dolayı çocuğun çalışması gerekmektedir. Erenköy'de bulunan uzaktan akrabası çocuğun hastalığını öğrenir ve yanına köşke alır. Paşanın yanında çalışan çocuk köşkte ise paşanın kızı olan Nüzhet'e aşık olur. Bu aşk karşılıksız değildir. Nüzhet'te çocuktan etkilenir. Fakat Nüzhet'i başka biri istemektedir. Dr. Ragıp Paşa'ya kızına talip olduğunu söyler. Fakat Ragıp tam 35 yaşındadır. Bundan dolayı ailesi kızı verip vermeme konusunda kararsız kalmıştır. Paşa kesinlikle kızının bu doktorla evlenmesini istemez fakat paşanın eşi de tersi bir şekilde evlenmesi gerektiğini düşünür. Paşa'nın karısı Nüzhet ile çocuğun birbirini sevdiğini görür. Kızını çocuktan ayırmak için ise çocuğa yalan söyler. Kızının aslında bulaşıcı bir mikrobik hastalık olduğunu bundan dolayı kendisinin de eğer hasta olmasını istemiyorsa kızından uzak durması gerektiğini söylemiştir. Çocuk bunu duyduktan sonra o gece köşkten ayrılmak ister. Fakat o anda da çocuğun annesi köşke gelir. Bundan dolayı köşkten ayrılma düşüncesi 1 hafta uzar. Tam o anda da doktor Ragıp'ın ailesi köşke gelir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Karakterleri - Nüzhet - Paşa - Çocuk - Yenge - Nurefşan - Doktor Ragıp - Doktor Mithat - Operatör Peyami Safa Kimdir ? Peyami Safa, Cumhuriyet edebiyatında “bireyin iç dünyasını esas alan” tarzda kaleme aldığı eserleri ile tanınır. Peyami Safa’nın “bireyin iç dünyasını esas alan” tarzda eserler kaleme almasındaki başlıca sebep bizzat kendi boğuştuğu bir çocukluk dönemi ve bu hastalık sürecinin getirdiği yıkım onun psikolojisini ciddi anlamda etkilerken eserlerinde de yansımalarını Hariciye Koğuşu’da Peyami Safa’nın yaşadığı bu sıkıntılı süreci kurguya dönüştürdüğü bu nedenle de otobiyografik olarak anıldığı Hariciye Koğuşu KonusuKüçük yaşta babasını kaybeden ve annesiyle birlikte yaşama tutunmaya çalışan 15 yaşındaki küçük bir çocuğun yazar romandaki asıl kişi olan bu çocuğun adını vermemiştir. 7 yıl boyunca bacağındaki hastalık yüzünden hastane hastane dolaşması Hariciye Koğuşu ÖzetYedi yıl boyunca bacağındaki hastalıkla uğraşan çocuk, son bir umutla bir kez daha hastaneye gittiğinde kemik veremine yakalandığını öğrenir. Doktorlar durumun böyle gitmesi halinde bacağının kesilme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söylemesi üzerine çocuk büyük bir üzüntüyle eve hariciye koğuşu özetAnnesine bir türlü bacağının kesilme tehlikesi içinde olduğunu söyleyemez. İyi beslenirse bacağındaki ağrının geçeceğini söyleyerek durumu geçiştirir. Ancak aslında uzun bir tedavi süreci onu İstanbul’un kenar mahallelerinde yer alması ve hastaneye uzak olması nedeniyle annesi çocuğun Erenköy’de yaşayan ve uzaktan akrabaları olan Paşa’nın yanında kalmasını süre içinde Erenköy’deki konağa yerleşen çocuk burada Paşa’nın 19 yaşındaki kızı Nüzhet’e karşı büyük bir ilgi duymaya başlar. Ancak çocuk hastalığın verdiği çelimsizlik nedeniyle özgüvenini kaybetmiştir. Hiçbir kızın kendisini sevmeyeceğini düşünürken Nüzhet’e karşı umutsuzca bir ilgi çocuk hastane ve konak arasında günlerini devam ettirirken hastalığının ilerlemesi nedeniyle iyiden iyiye psikolojik sorunlar yaşamaya başlar. Sık sık tedavi gördüğü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki duvarlarla konuşmaya kendisini ezik hissettiği kadar, kendisini tedavi eden doktorları da yüce bir kişilik olarak görmektedir. Yani doktorlara karşı büyük bir hayranlık çocuk tüm bu psikolojik sorunlarla uğraşırken hayatındaki tek renk Nüzhet’tir. Ama hiç farkına varmadığı bir şey vardır. Nüzhet, sadece onunla alay etmek için ona karşı ilgi duyuyormuş gibi davranır. Ancak Nüzhet’in bu davranışlarını ciddiye alan çocuk gün geçtikçe Nüzhet’e karşı daha fazla ilgi Nüzhet’e olan ilgilisini fark eden annesi ise Nüzhet’in bir an önce evlenmesini ister. Kısa süre sonra da Dr. Ragıp adındaki birinin Nüzhet’i istemeye geleceği haberi gelir. Bu duruma çocuk çok üzülür. Yaşamaya dair tüm umudunu kaybetmişken tutunduğu tek dalın da elinden kayıp gideceğini düşünmeye çocuğa karşı umarsızca davranan ve her fırsatta ona umut vermekten zevk alan Nüzhet ise çocuğun bu haberle yıkıldığını görür ve ona “Dr. Ragıp, beni istemeye gelebilir ama bu benim onu kabul edebileceğim anlamına gelmez” diyerek bir kez daha umut verir. Bu sözlerden sonra çocuk biraz olsun rahatlamıştır ama Nüzhet’in tek amacı onunla alay etmekten başka bir şey gün hastaneden konağa dönen hasta çocuk, Dr. Ragıp’ın da konağa geldiğini ve Paşa ile derin bir sohbet içerisinde olduğunu görür. Onları dinlemeye başlayan hasta çocuk kısa süre sonra dayanamayarak sohbete dahil olur ama ne Paşa’nın ne de Dr. Ragıp’ın dediklerine katılır. Onlara muhalefet ettiği için kısa süre sonra tartışmaya başlarlar. Bu olaydan sonra hasta çocuk konaktan karamsarlığa düşen çocuk kısa süre sonra tamamen fenalaşır. Acilen hastaneye kaldırılır. Doktorlar bacağı kesilirse kurtulacağını söylese de o bacağının kesilmesini kabul etmez. Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatmayı ve burada tedavi altına alınmayı ister. Onun isteği üzerine Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna bir tedavi süreci sonunda bir ayağı kısalmış şekilde hastaneden taburcu olur. Dr. Ragıp ve Nüzhet çoktan evlenmiş, Paşa ise felç geçirerek hasta döşeğine düşmüştür. Paşa’nın tek isteği ölmeden önce son kez hasta çocuğu görmektir. Hasta çocuk Paşa’nın isteğini yerine getirmek üzere hastaneden ayrılır ve roman sona düşünüyorsun? Sonraki gönderi

dokuzuncu hariciye koğuşu karakter analizi