dink cinayeti ve istihbarat yalanları pdf
Sabri Uzun - İn (2014) Araştırma ve İnceleme Kitapları. Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > E-Kitaplar - Mizah Dergileri - Dergiler - Cizgi Romanlar > Araştırma ve İnceleme Kitapları
Herşey 2009 yılı Ocak ayında “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” isimli kitabı yazınca oldu. O güne kadar Dink cinayetiyle ilgili görevi ihmal tartışmaları İstanbul’da İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve bir iki polis ile Trabzon’da Jandarma Alay Komutanı Ali Öz etrafında dönüyordu.
GazeteciNedim Şener'in, "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" adlı kitabında İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, cinayetin işlendiği sırada Trabzon'da görevli bulunan İstihbaratçı Muhittin Zenit'in de aralarında bulunduğu bazı istihbaratçıları terör örgütlerine hedef gösterdiği ve gizli belgeleri yayınladığı iddiasıyla yargılanmasına başlandı.
Meclisİnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Alt Komisyon, 19 Ocak 2007 tarihinde işlenen Hrant Dink Cinayeti ile ilgili 180 sayfalık raporunu 23 Temmuz 2008’de açıklamıştı.
Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararını okurken, 14 yılda yaşadıklarım, yazdığım yüzlerce haber ve köşe yazısı ile “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” ve “Kırmızı Cuma” kitaplarım, FETÖ’cü istihbaratçıların yargılandığı Dink davasındaki saatler süren “tanıklığım” bir film şeridi gibi
Site De Rencontre Homme Cherche Femme. Gazeteci Hrant Dink 19 Ocak 2007’de genel yayın müdürü olduğu Agos Gazetesi’nin İstanbul Şişli’deki binasının önünde kafasına sıkılan kurşunlarla katledilmişti. Yarın Hrant Dink’in ölüm yıldönümü... Suçluların yargılanmasıysa 4 yıldır sürüyor!!! İstihbaratçıların Hrant Dink cinayetinin üstünü örtme çabası ve bunu da medya üzerinden yapmaları 2 yıl önce son buldu. Hâlâ var olan kayıkçı kavgası ise ne polisi, ne jandarmayı, ne MİT’i ne de siyasi sorumluluk sahiplerini kurtaracak. [[HAFTAYA]] Hrant Dink cinayeti sonrası özellikle “Hrant’ın dostuyum” diyenleri manipüle eden istihbaratçıların maskesi, Başbakan Erdoğan’ın imzasını taşıyan Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuyla düşmüştü. Bazı şeylerin tartışılması için yazdığım Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ isimli kitabım nedeniyle yargılanmam gerekti. Cinayette sorumluluğu olduğu ortaya çıkan polislerin açtığı iki dava beraat ile sonuçlandı. Halen temyizde. Bir diğer dava ise sürüyor. Ama artık, bu cinayetin arkasında devletin tüm kurumlarının olduğu herkes tarafından kabul edildi. Bu kabul öyle önyargıyla değil, delilleriyle yerleşti. Tüm bunların üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üç konuda Türkiye’yi mahkum eden kararı çıktı. Kararda, Dink’in ifade özgürlüğünün, tehditlere rağmen de hayatının korunmadığı ve cinayetten sonra etkin bir soruşturma yapılmadığı belirtildi. Hükümet, Dink cinayeti konusunda çok kötü bir sınav verdi. Öncelikle, Dink’i Türk düşmanı’ ilan eden mahkemede dava açılması için Adalet Bakanı imza atmıştı. Cinayetten sonra hükümet hiçbir polisi görevden almadı. İstanbul İstihbarat Şube Müdürü dışında... O da polis okuluna müdür yardımcısı oldu. Cinayet sırasında İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah şimdi vali!!!. Dink’i tehdit eden MİT’çi, bir başka kente başkan olarak atandı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı cinayetten yıl sonra başka bir nedenle görevden alındı. Cinayette ihmali bulunduğu iddiasıyla suçlanan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat C Şube Müdürü, İstanbul’a, İstihbarat Şube Müdürü oldu. Sonra da İl Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi etti. Jandarmanın tamamı görevinin başında. Sadece bazılarının yerleri değiştirildi. Trabzon Jandarması’na mensup 8 asker dışında o da altı ay hapis istemiyle yargılanıyor hiçbir kamu görevlisi hakim önüne çıkarılmadı. Fatura bana kesildi Bir tek ben bu cinayetin karanlık noktalarına ışık tuttuğum için yıl hapis istemiyle ağır cezada yargılandım. Üstüne üstlük hükümet, Hrant Dink ve ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne AİHM açtığı davaya gönderdiği savunma ile neredeyse ölümünden Hrant Dink’in bizzat kendini sorumlu tuttu! Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Başbakan Erdoğan, Ankara Savcılığı’nın cinayette ihmali olan MİT’çiler hakkında açtığı soruşturmayı izin vermeyerek’ durdurdu. “Neden iyimsersin peki?” diye soracak olursanız şunu söyleyebilirim Hükümet cinayette sorumluluğu olanları ne kadar korumaya çalışırsa çalışsın, kendi sorumluluğunun üstünü ne kadar örtmeye çalışırsa çalışsın, artık vicdanlardaki mahkemede mahkumiyetten kurtulamaz. Yargıda hava yavaş yavaş değişiyor. Örneğin; İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Emniyet Müdürlüğü’nün ağır hizmet kusuru’ işlediğini belirtti, İçişleri Bakanlığı’nın Hrant Dink’in kardeşleri Hosrof ve Yervant Dink’e 50’şer bin lira tazminat ödemesini kararlaştırdı. İkinci iyi haber, Trabzon’dan geldi Rize Ağır Ceza Mahkemesi, Trabzon Emniyeti ve Jandarması hakkında soruşturma açılmasına karar verdi. Yani yargı yolunda kıpırdanma var. Sıra hükümette 2011, Dink cinayeti ile yüzleşme yılı ilan edilmeli ve tüm sorumlular yargı önüne çıkarılmalı. Hükümet en kısa zamanda sorumluları yargı önüne çıkarmazsa ve bu cinayeti aydınlatamazsa, Türkiye’nin 1915’teki olaylar neticesinde hedef olduğu soykırım’ sıkıntılarının üstüne, bir de Hrant Dink cinayetinin sıkıntısı, “Tek kişilik soykırım” suçlamasının baskıları yüklenecektir.
Dink cinayeti davasının duruşmasında bugün gazeteci Nedim Şener dinlendi. Şener’in ifadesinin ardından duruşma 3-4-6-7 Temmuz tarihlerine ertelendi. Dink cinayetiyle ilgili kamu görevlilerinin yargılandığı duruşmada tutuklu sanıklardan Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek, tutuksuz sanıklardan Reşat Altay, Ahmet İlhan Güler ve Celalettin Cerrah hazır ailesi avukatlarında Hakan Bakırcıoğlu ve Hülya Deveci’nin yanı sıra bazı sanık avukatları da mahkemedeydi. Duruşma, İstihbarat Daire Başkanlığı büro memuru Şafak Şen’in tanık olarak dinlenmesiyle başladı. FETÖ PDY’den tutuklu olduğunu belirten ve SEGBİS sistemiyle ifade veren Şafak Şen, Daire Başkanlığı bünyesinde hazırlanan, Sabri Uzun imzalı hedef şahıslar programına dair genelgede parafı bulunanlar arasında yer alıyor. Şen, görevinin gerekli belgeleri hazırlamak olduğunu, koruma amaçlı belgeler istendiğinde onları da hazırladığını söyledi. Hedef şahıslar programının nasıl uygulandığını bilmediğini söyledi. “Sadece bu cinayeti araştırdığım için tutuklandım” Şafak Şen’in ardından gazeteci Nedim Şener’in tanık olarak ifadesine geçildi. Hrant Dink’in hedef haline getirildiği 2004 yılından, cinayetin işlendiği 19 ocak’a kadar Dink’in yaşadığı tehdit atmosferine değinerek söze başlayan Nedim Şener ifadesinde özetle şunları söyledi “Bu benim için ilahi adaletin tecelli ettiği an. Sadece Dink cinayetini araştırdığım için Ergenekon davası sanığı olarak gözaltına alınmıştım. 2008’den itibaren ne yaşadıysak Dink cinayeti davası içinde yaşadık.”“Devletin bütün kanatlarının içinde yer aldığı bir suçtan bahsediyoruz. Kimi ihmalle, kimi göz yumarak, kimi örgüt üyesi olarak bu işe bulaşmışlar. Hrant Dink cinayeti devletin namus davasıdır. Devlet bu cinayeti aydınlatamazsa, 1915 Soykırımı iddialarının altında kalır. Kitabımda Dink cinayeti 1915’in son halkası demiştim.” “Sabiha Gökçe haberinin ardından Genelkurmay Başkanlığı ilk defa bir kişiyi, Dink’i hedef alan bir bildiri yayımladı. Bir yandan Dink’in ayağını denk alması söyleniyor MİT üzerinden. Kendini yalnız hisseden bir gazetecinin karşılaşabileceği en büyük baskı. Şimdi FETÖ’den açığa alınan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Avni Usta, Dink’i korumakla görevli adam Dink hakkında suç duyurusunda bulundu.”“Abdülkadir Aksu süreci başından beri biliyordu”“Siyasetçiler de organizasyonun içinde var. Abdülkadir Aksu, Beşir Atalay var. var. Abdülkadir Aksu süreci başından beri biliyordu. Ali Fuat Yılmazer şu konuda haklı o buradaysa Aksu neden yok?’ “Fetullah Gülen cemaatini suçlama, kriminalize etme durumunda olmadım hiç. Ama Dink cinayeti bana bunun böyle olduğunu gösterdi. Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabımı yazdıktan sonra Muhittin Zenit, Faruk Sarı, Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek benim hakkımda suç duyurusunda bulundular. Böylece karşımda açığa çıkarılması gereken örgütsel bir yapı olduğunu anladım.”“Ergenekoncularla Ergenekon’a operasyon yapanlar Dink cinayetinde fikir birliği yapıyor."“FETÖ devlet içindeki sinsi yapılanmalarını sürdürseydi bu dava buraya gelmezdi.” “Ergenekon operasyonunu başlatmak için Hrant Dink cinayeti sonrası basın üzerinden zihin operasyonları yapıldı.”“Santoro cinayeti Dink cinayeti provasıydı” “Hrant Dink’i 2004’te uyaran MİT’çinin adının Özer Yılmaz olduğunu yazdım. Kimse dikkat etmedi.”“Emniyet Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisine sahipti. Dink’in ne pahasına olursa olsun öldürüleceğine” ilişkin F4 raporunu dava dosyasında görüp yayımladım. Hakkımda davalar açıldı. Bu belgeleri anlattığım için 32 yılla yargılanan bir insan haline geldim.”“Rahip Santoro cinayeti Hrant Dink cinayetinin provasıdır.”Şener’in ifadesinin bitmesinin ardından soru faslına geçildi. Müdahil avukat Hakan Bakırcıoğlu, tanık Nedim Şener’e İstihbarat Yalanları’ kitabında geçen Öyle bir formül bulunmalıydı ki hem emniyetçiler ve Akyürek sorun yaşamamalı hem de Tuncel en az zararı görmeli” ifadelerini hatırlatarak Şener’in neyi kastettiğini sordu. Şener de, cinayet işlendikten hemen sonra Celalettin Cerrah’ın yaptığı milliyetçi duygularla işlenmiştir’ açıklamasını hatırlatarak “anlaşma, uzlaşma olsaydı elbette bütün emniyet teşkilatı sorumluluğu ortada kalkacaktı. Tıpkı Santoro cinayeti gibi. Samast’ın verdiği ifadeden cinayetin Samast’ın yakalanması üzerinden kurgulandığını biliyoruz. İlk ifadeye bağlı kalınsaydı bütün emniyet teşkilatı aklanmış olacaktı” dedi. Avukat Bakırcıoğlu, 17 Şubat 2006’da Trabzon’dan İstanbul’a gönderilen, Hayal tarafından Dink'e eylem yapılacağı bilgisini içeren yazının İstanbul’da Dink’in korunması için yeterli olduğuna kanaat getirdiklerini hatırlatarak "Kitabınızda 'Sorumluluk Cerrah'ın omuzundaydı' demektesiniz, bu yazı ile ve koruma bahsi ile ilgili sorumluluk yalnızca Cerrah'ın değil aynı zamanda bu yazıyı paraflayan Ahmet İlhan Güler'e de ait değil miydi"’ sorusuna Şener “Engin Dinç tarafından gönderilen yazıda daha uyarıcı bir şey olsa daha etkili olacaktı. Ama Dink açık açık tehdit ediliyor. Herkesin sorumluluğu vardı” ifadelerini kullandı. Bakırcıoğlu, "Reşat Altay'ın Hrant Dink cinayetine dair planlamadan haberi olmadığına yönelik iddialarına itibar ettiğiniz ve kitaplarınızda Reşat Altay'a ilişkin anlatımları bu beyanlara göre yaptığınız görülmekte" dedikten sonra Reşat Altay'ın Hrant Dink cinayeti ile farklı tarihlerde birbiri ile çelişken ifadelerini Nedim Şener'e hatırlattı, "Bugün bu kitabı yazıyor olsaydınız Reşat Altay meselesine biraz daha mesafeli bakar mıydınız?' diye sordu. Şener 'bir kitap daha yazacağım zaten, daha geniş çerçeveli olacak' cevabını verdi" Savcı Nedim Şener’e, Ali Fuat Yılmazer’in savunmasındaki iddiasını hatırlatarak, C şube Müdür Yardımcısı Tamer Bülent Demirel ve Yılmazer’in ifadelerinin karışıp karışmadığını da sordu. Şener, Yılmazer ve Demirel arasındaki ifadeleri karıştırdığını belirtti. "Kişisel meselenizi burada çözmeyin"Davanın tutuklu sanıklarından Ali Fuat Yılmazer de duruşmada Nedim Şener’e soru sormak üzere söz aldı. Duruşma salonu, Yılmazer ve Şener arasındaki gergin diyaloglara sahne oldu. Mahkeme Heyeti Başkanı sık sık araya girmek zorunda kaldı, Kişisel meselenizi burada çözmeye çalışmayın’ dedi. Ali Fuat Yılmazer, “İstanbul’dan bir kişinin ismi telaffuz edilmedi. Bugün burada olmamın müsebbibi hukuk değil nedim Şener’dir” dedi. Şener cevaben “ilk haberlerimde Ramazan Akyürek var, Ali Fuat çerezdi. Adı aralarda geçiyor. Bana dava açarak, mahkeme başkanıyla aynı kapıdan girerek beni taciz etti” ifadelerini kullandı. Yılmazer, Şener’in bilgi kaynağının İstanbul İstihbarat yetkilileri olduğunu iddia ederken Şener bu iddiayı yalanladı. Yılmazer’in ardından Şener’e soru sormak için söz alan Ramazan Akyürek, Dink cinayetinin hemen ardından İstanbul’da yapılan ve Ramazan Akyürek’in de katıldığı toplantıyı Akyürek’i kurtarma operasyonu’ olarak tanımlayan Şener’i eleştirdi, ”Bu nasıl bir kurtarma toplantısı ki zorla katılıp bir saat içinde ayrılıyorum. Açık ki kendini kendin kurtarmaya çalışanlar İstanbul’daki görevlilerdir” dedi. Şener de “Akyürek Mcdonalds bombalamasında da Rahip Santoro öldürüldüğünde de Trabzon Emniyet Müdürü. Bunlar olmamış gibi davranıyor” cevabını Şener’e soru sorulmasının ardından Mahkeme Heyeti talepleri aldı. Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden, dönemin Jandarma Komutanı Ali Öz ve Yüzbaşı Metin Yıldız da dahil sekiz askerin yargılandığı davanın 14. Ağır Ceza’da devam eden ana davayla birleştirilmesini bir kere daha talep etti. Mahkeme Heyeti, tutukluluk hali devam eden Hamdi Egbatan için yakalama emri çıkartılmasına karar verdi. Duruşma 3-4-6-7 Temmuz tarihlerine ertelendi. Bir sonraki duruşmada, tanık ifadelerine ara verilerek, Dink davasıyla ilgili hazırlanan ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen 3. İddianamenin okunmasına başlanacak. Yanı sıra yeni iddianameyle ana davaya eklenen 28 askerin durumu mahkeme tarafından değerlendirilecek.
Hrant Dink'in katili 20 yılla yargılanırken, Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları adlı kitap nedeniyle gazeteci Nedim Şener yılla yargılanıyor. 04 Mart 2011 Cuma, 1515 Abone Ol Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Nedim Şener Destek Yayınları’ndan çıkan kitabı için şunları yazmıştı; "Cinayet aydınlanma yoluna girdikçe hayatımızı karartmaya çalışıyorlar…Dünyanın tüm kutsal kitaplarını da okusanız, tüm ideolojileri literatürünü de tarasanız her şeyi anlatan tek bir kelimeye ulaşıyorsunuz; “Eşitlik” . Eşitlik yaşamayı onurlu kılan tek kelime. “Adalet” ise uğruna ölümü göze alacağınız bir kavram. Hrant Dink cinayeti dosyasının bana öğrettiği şey bu iki kelime “Eşitlik ve Adalet”, herkes için hepimiz için. Dink cinayeti araştırması bu iki kavrama olan inancımızı yıkan yüz karamız. Yaşarken hakları korunmayan ve öldürüldükten sonra da cinayetinin üzeri yalanlarla örtülen Hrant Dink cinayeti aydınlanma yoluna girildikçe birileri çok huzursuz oluyorlar. İsimleri tek tek belirlendikçe tetikçi gazetecileri cinayeti aydınlatmaya çalışanların üzerine salıyorlar. Ama onların da yapacağı bir şey yok. Ve şimdi üçüncü baskısını yapan bu kitap cinayetin aydınlanması yolunda çok önemli bir işlev gördü. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20 yıl hapis istemiyle yargılandım. Beraat ettim. yıllık davalarım ise sürüyor. Ama bir gün gelecek mahkemeden kaçan kamu görevlileri de yargı önünde hesap verecek. Tüm faili meçhul cinayetlerin anahtarı olan Dink cinayeti tam olarak aydınlamadıkça ve bu görevliler hesap vermedikçe Türkiye’de kimse kendisini güvende hissedemez." Şener’in Destek Yayınları’ndan çıkan, şimşekleri üzerine çeken diğer kitabı “Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat” adını taşıyor. Nedim Şener kitapta şu noktanın altını çiziyor “Cemaat mi?, Hareket mi, Örgüt mü? Faethullah Gülen Hareketi FGH, Gönüllüler Hareketi GH, F Tipi yapılanma ya da Fethullahçılar ne derseniz deyin, cemaatin en önemli sorunu şeffaflıktır.” En Çok Okunan Haberler Künye Yayın İlkeleri İletişim RSS
5 Şubat Nedim Şener, Hrant Dink Cinayeti'nden iki yıl sonra suikastla ilgili kitap yazmasını, "Dink'in yaşam hakkının elinden alınması yanında, cinayeti aydınlatacak yolların da kapatılmasıyla ölümü sonrasında da hakkının yendiği ortada" diye açıklıyor."Dink yaşasaydı gazeteci olarak kendisini savunabilirdi. Maalesef öldürüldü ve hakkını savunacak durumda değil. Gördüğüm fotoğraf karşısında onun hakkını savunmanın benim açımdan görev olduğunu ve ona karşı işlenen suçu karartmaya çalışanlara karşı bir şeyler yapmak gerektiğini düşündüm.""Davada delil ve belge güvenliği olmayınca adalet de olmaz"Geçen ay Güncel Yayıncılık'tan çıkan "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" kitabını bianet okuyucularına tanıtırken Şener, bu sözlerle amacının faili belli, azmettiricileri meçhul bu cinayette "istihbarat yalanları"nı gözler önüne sermek olduğunu ifade davasının adaletin tecelli etmesine örnek oluşturabilme olasılığıyla ilgili Şener'in yanıt şöyle"Yalan ve yanıltmanın karıştığı böyle bir davada artık delil ve belge güvenliğinden bahsetmek mümkün görünmüyor. Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Dairesi Başkanlığı ile ilgili sorular yanıt bulmadan tam anlamıyla Dink cinayetinin çözülmesi mümkün değil."Kitabı yazma fikri nereden geldi?Tamamen rastlantı. Bir gün Emniyet içinde çok tecrübeli bir kişi ile sohbet ederken bir huzursuzluktan söz etti. İstihbarat Dairesi'nde bir şeyler olduğunu anlattı. Şimdi detaylarını veremeyeceğim ancak kitabın satır aralarında olan olaylardan söz etti. İşte o zaman kitap olmasa da konuyla ilgilenmem gerektiğini Dink'in yaşam hakkının elinden alınması yanında, cinayeti aydınlatılacak yollar kapatılarak, ölümü sonrası da hakkının yendiği olayı tek tük haberle geçiştirmek imkansızdı. Zaten bunu başarıyla yapan gazeteci arkadaşlar vardı. Cinayet ile ilgili soruşturmalar İstanbul ve Trabzon'a ayrılmış, bu iki ilde yapılan incelemelerde parçalara bölünmüş olarak yürüyordu. Öte yandan birçok şeyin yaşandığı Ankara'ya odaklanan öldürülmesi ile ilgili incelemelere Ankara'nın da katılarak yapılan çalışmaların bir bütünlük içinde ele alınması gerekiyordu. Ne yazık ki, soruşturmayı yapan Mülkiye müfettişleri bu parçalanmışlığı giderecek yerde artırıyorlardı. O yüzden olaya bir bütün açısından yaklaşarak ancak kitap boyutunda anlatılabileceğini kaleme almadaki amacın neydi?Hrant Dink'in yazdıklarına ve söylediklerine içerik ve yöntem bakımından itiraz edilebilir. Ve Dink yaşasaydı gazeteci olarak kendisini savunabilirdi. Maalesef öldürüldü ve hakkını savunacak durumda değil. Gördüğüm fotoğraf karşısında onun hakkını savunmanın benim açımdan görev olduğunu ve ona karşı işlenen suçu karartmaya çalışanlara karşı bir şeyler yapmak gerektiğini üzerinden iki yıl geçmesine rağmen hala tüm detaylarıyla ortaya çıkarılmaması bende karamsarlık yaratıyor. Her şeyin insanların gözü önünde gerçekleştiği bir cinayette hala tetikçilerden başka kimselerin ortada bulunmayışı karamsarlığı artırıyor. Orhan Dink'in deyimiyle" Dink cinayeti aydınlanmadan hiç kimse huzurlu yaşayamaz". Çünkü, başınıza bir şey geldiğinde bunun gerçek sebebini asla bilemeyebilirsiniz. Örneğin, Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu gibi gazetecilerin de neden ve kimler tarafından öldürtüldüğünü de hala ve istihbarat içindeki bilgi gizleme davayı nasıl etkiliyor?Dink davasının en korkunç yanı, onun ölümünde ihmalle suçlanan kişilerin üst düzey yönetici olarak Emniyet ve Jandarma içinde görevlerine devam etmeleri. Demokrasisi gelişmiş ülkeler arasında böyle bir dava yoktur. Ama burası aydınlatmakla görevli kamu görevlilerinin, yalan, yanıltma, sahte evrak düzenleme gibi faaliyetleri ile olayı kapatmaya çalıştığı çok açık. Ben çalışmaya başladığımda Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun şu anki İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ile İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer'i görevi ihmalle suçlayan raporları ortada yoktu. Ben çalışmam sırasında, Dink cinayetinde ihmalleri olan kişilerin, Dink cinayetini aydınlatmakla görevli olarak görevlerini korumasını yadırgamıştım. Gerçekten de Başbakanlığın raporuyla da ortaya çıktı ki, bu tuhaflık halen devam Davası nasıl çözülebilir?Dink cinayetinin planlanma aşamasının büyük bölümü polisin kontrolü altında gerçekleşti. Özellikle Trabzon polisinin. Yasin Hayal hapisten çıktıktan sonra kafasında olan eylem Dink'i öldürmekti. Emniyet muhbiri Erhan Tuncel'de Trabzon istihbarat şubesine cinayet planının her aşamasını bilgilerin bir kısmı raporlara da bağlanarak Ankara'ya İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na bildirildi. Raporları gönderen dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Akyürek, şu anda olduğu gibi cinayet işlendiği 19 Ocak 2007 günü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak gelen raporları alan İstihbarat Dairesi C Şube Müdürü Yılmazer'di. Bu raporlarda Dink'e yönelik bir eylem değil, öldürüleceği açık olarak yazıyordu. Özellikle Yılmazer'in bu bilgi üzerine Koruma Daire Başkanlığı'na yazı göndererek Dink'e koruma tahsis edilmesini bunlar benim görüşüm olmaktan çıktı, artık Başbakanlık Teftiş Kurulu Akyürek ve Yılmazer hakkında görevi ihmalden inceleme yapılmasını istedi. Başbakan Erdoğan'da bunu onayladı. Ancak, bu tespite rağmen Akyürek İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Yılmazer'de İstanbul istihbarat Şube Müdürlüğü görevini Dink'in öldürülmesiyle ilgili olarak 19 Ocak 2007 günü İstanbul istihbarat Şube Müdürü Ahmet İhsan Güler hemen görevden alınmıştı. Bu karar doğruydu çünkü delil karartabilirdi. Ancak Akyürek ve Yılmazer halen görevde. Bu durumda cinayetin aydınlanmasını beklemek mümkün yalan ve yanıltmanın karıştığı böyle bir davada artık delil ve belge güvenliğinden bahsetmek mümkün görünmüyor. Çünkü Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Dairesi Başkanlığı ile ilgili sorular yanıt bulmadan tam anlamıyla Dink cinayetinin çözülmesi mümkün davasıyla Dink cinayetine özel bir vurgu var, neden?Bana göre bu açıdan Dink cinayeti davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesi gerekiyor. Çünkü Dink'e yönelik bir çok eylemin içinde bulunmuş kişiler Ergenekon davasında yargılanıyor. Ayrıca Dink cinayeti şüphe bazında da olsa Ergenekon iddianamesinde işlenişi katilin profili Ergenekon iddianamesinde anlatılanlarla bire bir aynı. Öte yandan bir de şema var. Tam anlamıyla aleniyet kazanmayan bu şemalarda Dink cinayetini işleyenlerle Ergenekon sanıkları arasında dolaylı bağlantılarda yanında yargılamanın yapıldığı mahkeme Trabzon Jandarma Alay komutanı Ali Öz ile Ergenekon sanıkları arasındaki bağlantı için kolları sıvadı. Bu önemli bir gelişme. Ancak yapılması gereken Öz'ün yanında Dink cinayetinde adı geçen tüm kişilerin Ergenekon sanıklarıyla ilişkilerini ortaya çıkarmaktır. Bunun içinde Dink cinayetinde yargılandığı davanın Ergenekon ile birleştirilmesi gerekir. O zaman resmin büyüğüne aydın cinayetleri neden çözülemiyor? Araştırmacı gazeteciliğin çözüme etkisi nedir?Çünkü aydınlar düşünceyi, kalıpları kırmayı, bildiklerimizi gözden geçirmeyi temsil ediyor. Direnç olsa da değişime zorluyor. Statüko ise buna direncini, cinayetlerle, provokasyonlarla gösteriyor. Demin de söylediğimiz gibi Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu gibi aydınların neden öldürüldüğünü bilen kaç kişi tetikçi olduğu hakkında adli anlamda bilgimiz var. Ama "neden" öldürüldüklerini bilen olduğunu sanmıyorum. İşte kurbanların ailelerinde gördüğüm yıkımın arkasında da bu var. Neden? Bu nedeni tam anlamıyla gerçek biçimde beraberce ortaya çıkarabilirsek, hem aileler hem de toplum olarak huzura adım atabiliriz. Ama diğerlerinde de olduğu gibi Dink cinayetinde de "Neden?" sorusunun karşılığını tam olarak verebildiğimizi Dink kimine göre devlet destekli aşırı milliyetçilerin kurbanı, kimine göre diasporanın hedefiydi. Dolayısıyla neden sorusu hakkında bazı fikirlerimiz var ama cevabı tam olarak bulduğumuzu sanmıyorum. * Dink Cinayet ve İstihbarat Yalanları, Güncel Yayıncılık, Nedim Şener, Ocak 2009, 336 sayfa, 20 TL.
Yine prematüre tartışmalarla gündem değiştiriliyor. Erken seçimmiş. Başkanlık sistemiymiş. Yeni bir anayasa bunları. Gazeteci Hrant Dink cinayeti ne olacak? Ondan haber verin!Dink’in öldürülmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi mahkûm etti. Emniyet, MİT, Jandarma İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, Dink’in öldürülmesine, biline biline engel olmamakla, öldürüldükten sonra da aydınlatmak için gereğini yapmamakla, delilleri karartmakla en ibretlik yanı, bunları belgeleriyle kitap haline getiren tepeden tırnağa yürekli gazeteci Nedim Şener toplam 32 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. O Nedim Şener ki, “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı kitabı nedeniyle Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü’nü ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı Ödülü’nü Şener, doğru ve düzgün gazeteciliğin gereği olarak, gerçeğin son durumunu cuma günü Posta gazetesindeki köşesinde, can alıcı şu soruyla vurguladı“Ankara Savcılığı’nın Dink cinayetinde ihmalleri görülen MİT Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları hakkında açtığı soruşturma, Başbakan Erdoğan’ın izin vermemesi nedeniyle kapatılmıştı. Başbakan bu soruşturmaya izin verecek mi?”O Başbakan ki, ucu nereye varırsa varsın, yolsuzlukların üzerine gidileceğini oradaysa, arşın burada! Haydi bakalım, Dink davasının yolunu aç da Erdoğan buna izin peki, ana muhalefet partisi ne yapar? Bu konuyu gündemde tutarak Başbakan’ı sıkıştırır mı? Yoksa onun gündem değiştiren tartışmalarının peşine mi takılır?Üstelik, yüzde 42’lik azımsanmayacak bir muhalefet oyu ortada olduğu kitapGazeteci İlhan Taşçı, günümüzün siyaset-cemaat ilişkilerinin perde arkasını “Hükümet-Cemaat Kuşatması CÜBBELİ ADALET” adıyla kitaplaştırdı. Taşçı, cemaatleri soruşturmak isteyen Cumhuriyet savcılarıyla cemaatleri destekleyenler arasındaki mücadeleyi belgeleriyle anlatıyor. Bu zamanda okumakta yarar var. Cumhuriyet KitaplarıBir şiirBedri Rahmi Eyüboğlu’nu yitirişimizin yarın 35. yıldönümü. Unutulmaz dizeleriyle birlikte anıyoruz“Yâr yâr/ Seni kara saplı bir hançer gibi sineme sapladılar/ Değirmen misali döner başım/ Sevda değil bu hışım/ Gel gör beni darmadağın/ Tel tel dökülüp kalmışım./ Yâr yâr/ Canımın çekirdeğinde diken/ Gözümün bebeğinde sitem var.”
dink cinayeti ve istihbarat yalanları pdf