diyarı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm

AHMET ACAoCLU "Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm, Dolaşhm mülk-i İslam'ı bütün viraneler gördüm." Bu beytin ifade ettiği hakikat Doğu idealinin pek Diyarı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâmî bütün virâneler gördüm Bulundum ben dahi darüş-şifâ-yı Bâb-ı Âli’de Felatun’u beğenmez anda çok divaneler gördüm Huzur-ı gûşe-yi meyhaneyi ben görmedim gitti Ne meclisler ne sahbâlar ne işrethaneler gördüm Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün vîrâneler gördüm Söz, bir buçuk asır evvel söylenmiş olmasına rağmen el’ân geçerliliğini koruyordu. İslâm âlemi, kendisine gelmediği müddetçe de o gerçekle yaşamaya devam edecektik ne yazık ki. “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm . Dolaştım mülk-ü İslâm’ı bütün virâneler gördüm.” Yüzünü Avrupa kıblesine çevirmiştir yabancı, teceddüde tapmaktadır. Teceddüt için her şeye hazırdır: İsyana, inkâra, imhaya An gelir şehirler kuşatılır amansızca. Kuşatma ve yağma! Abdulbaki Erdoğmuş Yazdı: 21. Yüzyılda Devletin/Siyasetin ve Siyasetçinin Rol Modeli Batı’dır! “Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm.” Site De Rencontre Homme Cherche Femme. Osmanlı Türkçesi[düzenle] Bu sözcüğün, biçim ve içerik olarak Vikisözlük standartlarına ulaşması için elden geçirilmesi gerekmektedir. Madde düzenleme ve Vikisözlük standartları ile ilgili bilgiBu sözcükte ayrıca şu sorunlar da bulunmaktadır Bu sözcük, ait olduğu dilin kullandığı Osmanlı Türkçesi alfabesinde yazılmamıştır. Bu sözcük varlığını ispatlayacak hiçbir kaynak içermemekte, lütfen kaynak eklenmesinde yardımcı olun. Düzenleme yapıldıktan sonra bu not silinmelidir. Ad[düzenle] Avrupa Ülke, memleket Örnekler[düzenle] Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm/Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm. Ziya Paşa Köken[düzenle] Arapça ÖLDÜRME KARDEŞİNİ. Müslüman müslümanı öldürüyor. Kardeş kardeşi vuruyor bu zamanda. Batının çirkin oyunları sahneleniyor. Bütün İslam aleminde, geri kalmış ülkelerde. Hak hukuk adalet, demokrasi ve laik düşünce. Hoca efendi, muktedir, başkan’da karşı laikliğe. Batı çirkin, batı kötü, batı kafir, batı berbat. Öyle ise niçin tuzağa düştük, böyle yürümüyor hayat. Kardeş kardeşi öldürürken, batı gülüyor heyhat. Mısır kana boğuluyor. Irak kanla bölünüyor. Suriyede kan akıyor. Sudan kana üzülüyor. Yemen kanla çözülüyor. Mali kanla döğünüyor. Libya kanla öğünüyor. Filistin kanla sulanıyor. Moritanya kanla yıkanıyor Nijerya kanla ayılıyor. Çad’sa, kandan bayılıyor. Sırada kimler var, İran, Afkanistan. SudiArabistan, Somali, Bahreyn. Demirpençe sıkıyor, eziliyor müslüman. Laik Türkiye hariç, bütün İslam ülkelerinde. Allahu ekber tekbirleriyle, insan insanı öldürüyor. Bir diğer müslümanda, öbür müslümanı öldürüyor. Öldürmenin özünde, Kerbela var. Osman’a, Ömer’e, Ali’ye kıyanlar var. Emevi den bu yana, huzur görmüyor İslam. O zamandan bu yana, kırka bölündü Müslüman. Biz şiiyiz diyorlar. Biz sunniyiz diyorlar. Biz Halefiyiz diyorlar. Biz Selefiyiz diyorlar. Biz ılımlı İslamız diyorlar. Bazıları da tam şeriat istiyorlar. Evet Allahu Ekber, Allahu Ekber. Diye diye bölünüyorlar, öldürüyorlar. Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı. Öldürmek olduğunu bilmiyorlar. Diyor ki Ziya Paşa bir şiirinde. Diyarı küfrü gezdim. Beldeler kâşaneler gördüm. Dolaştım mülkü islamı. Bütün viraneler gördüm. HİLMİ CAN. 4014 Ey hocalar, aydınlar muktedirler, başkanlar Mustafa Kemal olmasaydı, ne olurdu halimiz, Bu milleti sizden bizden diye bir Peygamberimiz bir, bu ülke müslümandır. Osmanlı’dan bu yana laik düşünce laik Cumhuriyetiyle berhudardır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan NATO'nun muhtemel Libya operasyonu'nu değerlendirdi. Erdoğan, İslam coğrafyası, bugün yoksullukla, sefaletle, açlıkla, terör ve çatışmalarla adeta bir virane görüntüsü vermektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NATO, Libya konusunda devreye girecekse Türkiye'nin bazı şartları olduğunu belirterek, ''NATO, Libya'nın Libya'lılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir. Yer altı kaynaklarının, zenginliklerinin birilerine dağıtımı için değil. Libya'lı kardeşlerimiz, güçlü, istikrarlı, huzurlu bir geleceği inşa etmek için her türlü imkana sahipler. Libya halkına bu fırsat tanınmalı, operasyon işgale dönüşmeden, Libyalıların kendi kararlarını vermeleri için fırsat tesis edilmelidir'' dedi. Şair Ziya Paşa'nın dizelerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu HİÇ KİMSEYİ SUÇLAMAYALIM "Diyor ki Ziya Paşa; Diyarı küfrü gezdim, beldeler, kaşaneler gördüm. Dolaştım mülk-i islamı, bütün viraneler gördüm. Evet... Çok acıdır ki, geçmişi bu kadar ihtişamlı olan İslam coğrafyası, bugün yoksullukla, sefaletle, açlıkla, terör ve çatışmalarla adeta bir virane görüntüsü vermektedir. Ben dün 11'inci Cidde Ekonomik Forumu'nda da ifade ettim; Biz, bu tabloyu asla ve asla hak etmiyoruz. Afganistan'ın durumu ortada. Irak'ın durumu ortada. Filistin, Sudan, Pakistan, Bangladeş ortada. Bahreyn, Yemen, Cezayir, Fas her yerde aynı sıkıntı. Bütün bunların üzerine, şimdi artık bir de Libya meselemiz var. Hiç kimseyi suçlamayalım değerli kardeşlerim, kimseyi itham etmeyelim." "'Neden' sorusunu, başkalarına sormadan önce, dönüp kendimize soralım" diyen Başbakan şöyle devam etti "Neden bu haldeyiz sorusunun cevabını, başka yerlerde değil, kendimizde, kendi nefsimizde arayalım. Birileri fitne peşinde olabilir, birileri aramıza nifak tohumları ekmek için çaba harcıyor olabilir. Eğer kardeş kardeşi katlediyorsa, kardeş kardeşe kastediyorsa, biliniz ki fesat odaklarının tuzağına düşülmüştür, oyuna gelinmiştir... Ve bunun çözümünü de fesat odaklarında aramanın da anlamı yoktur." KANSIZ DEĞİŞSİN İSTEDİK Mısır ve Tunus gibi "kansız değişim" istediklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti "Biz, Irak'tan, Afganistan'dan, Bosna Hersek'ten edindiğimiz tecrübe ile Libya'daki mesele dışardan değil, içerden çözüme ulaşsın istedik. Mısır, Tunus nasıl başarılı bir değişimi gerçekleştirdiyse, Libya da aynı şekilde kansız, olaysız şekilde değişsin istedik. En başından itibaren, Türkiye olarak, Mısır ve Tunus'a yaptığımız uyarı ve tavsiyeleri Libya'ya da yaptık. Yoğun bir diplomasi trafiği yürüttük. Libya Lideri Kaddafi'ye ben en son 1 Mart'ta, göreviyle alakalı madem ki resmi lider değil, böyle bir sıfatı taşımadığınızı söylüyorsunuz o zaman halkın üzerinde ittifak edecek isme Libya'yı terk etmekte çok büyük faydalar olduğunu söyledim. 3 kez kendisiyle görüştüm, bir kez oğluyla, iki kez mevcut başbakan ile görüştüm ve bu uyarılarımızı, bu düşüncelerimizi kendilerine ilettim. Bu arada muhalif kesimlerle görüşmelerimiz devam etti. Ne yazık ki uyarılarımız dinlenmedi, bize verilen sözler tutulmadı ve önce kardeş katliamı, ardından da uluslararası operasyon geldi." NATO GİRECEKSE ŞARTLARIMIZ VAR "Şu anda en büyük arzumuz, bu operasyonun mümkün olduğu en kısa sürede sonuçlandırılması ve şu mevcut can kaybının en kısa sürede neticelendirilmesidir" diye belitren Erdoğan, şöyle devam etti "Libya halkının kendi geleceğini belirlemesi bizim en büyük arzumuzdur. Şu anda NATO'nun devreye girmesi söz konusudur. NATO devreye girecekse bizim bazı şartlarımız var. Biz, NATO Libya'nın Libya'lılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir... Yeraltı kaynaklarının, zenginliklerinin birilerine dağıtımı için değil. Libyalı kardeşlerimiz, güçlü, istikrarlı, huzurlu bir geleceği inşa etmek için her türlü imkana sahipler. Libya halkına bu fırsat tanınmalı, operasyon işgale dönüşmeden, Libyalıların kendi kararlarını vermeleri için fırsat tesis edilmelidir." Bu yazı alınmıştır. “Türkiye bir çöplük” dedi ağzını doldurarak… Sesinde istese de bastıramadığı derin bir öfke hatta zor zapt ettiği hınç vardı. Gözlerini Türkiye’ye kapatmıştı, sanki “görüp göreceğim ne varsa hepsini gördüm” der gibiydi. Her sözünde bitmiş bir umut saklıydı, yüreğinde kurşun ağırlığında çökmüş kırgınlık ve kaygı vardı. “Bu ülkede bana bir gelecek var mı?” diye sordu. Uzun uzun anlatmak istedim. “İstanbul dünyanın incisidir. Ege’de topraktan bereket fışkırır, aynı anda dört mevsimi birden yaşarsın. Doğası güzeldir, her yöresinde ayrı bir kültürel renk bulursun. İş de olur aş da… Sorunlarımız var ama çözeriz. Yine, yeniden kurarız kentleri” dedim. Hiç oralı olmadı bile. “Ben kendimi çok yorgun hissediyorum” diyerek araya girdi. 20’li yaşlarda, daha hayatın başındaki bir gençte hiç de olağan sayılamayacak bu yorgunluğu garipsesem de anlıyordum. Zamansız bitkinliğinden ızdırap duydum. 2230 olmuş saati göstererek “Bak bu saatte kurstan geliyorum, daha iyi bir gelecek için. Ancak kaldırım ortasındaki direği, acaba başıma bir iş gelir mi diye korkarak bindiğim minibüsü, çok çalışmama ve başarılı olmama rağmen parti torpiliyle benim önüme geçecek olan yandaşları düşündükçe bunalıyorum. Betona boğulduğum için nefes alamadığımı hissediyorum. Bu zevksizlikten, kabalıktan, kullanılan ötekileştirici dilden ürküyorum. Bu kadar mı değersiz insanlarız? Benim emeğimi fark edecek, hakkını verecek bir iktidarımız neden yok? Bir kitap almak için neden kılı kırk yaran hesaplar yapıyorum?” Sustum, bu ülkeye dair tüm duygu bağlarını koparmış bir genç vardı karşımda. Ruhu, çoktan uçmuştu buradan. Öylesine acı verdi ki… Gözlerinden kederden kederlendim. “Yer niye yerinde duruyor?” dedim. “Gök neden bu kadar suskun?” Oysa geleceğinin çalındığını düşünen bu genç için kıyamet çoktan kopmalıydı. Dağların hepsi bir yanardağ gibi lavlarını püskürtmeliydi. Fırtınalar içinde kalmalıydık” diye düşündüm. Erasmus programıyla gittiği Avrupa ülkesinde gördüğü düzenden, soluduğu özgürlükçü havadan büyülenmişti bu pırıl pırıl genç. “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm” diyen Ziya Paşa’nın halet-i ruhiyesine sahipti. Ülkesi bir virane idi. Viranede de bülbüller ötmezdi. Ziya Paşa’nın gazeli yüzyıllardır değişmeyen gerçekliklerimizi ne güzel anlatır Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm Bulundum ben dahi dar-üş-şifa-yı Bab-ı Âli'de Felatun'u beğenmez anda çok divaneler gördüm Huzur-ı gûşe-yi meyhaneyi ben görmedim gitti Ne meclisler ne sahbâlar ne işrethaneler gördüm Cihan namındaki bir maktel-i âma yolum düştü Hükümet derler anda bir nice salhaneler gördüm Ziya değmez humarı keyfine meyhane-i dehrin Bu işretgehte ben çok durmadım ammâ neler gördüm Derler ki, “gördüğünden geri kalmayasın”. Atalarımız ne de güzel söylemiş değil mi? Türkiye şimdi dünyayı gören ve o gördüklerini talep edenlere, ilk fırsatta “cebindeki telefonun fiyatı nedir?” diye soranların yarattığı bayağılığın içinde debeleniyorken, ruhu çoktan ülkesini terk etmiş gençlerinin yasını tutacak idrakten bile yoksun. Batı ülkeleri, demokrasi ve hukuk sistemleri inşa etmek suretiyle karanlık ve utanç dolu geçmişlerinden yeteri kadar olmasa da uzaklaşmayı başardılar. ABD’nin siyahi insanlara ve ülkenin kadim yerlileri Kızılderililere yönelik insanlık dışı uygulamaları yakın tarihe kadar devam etmiştir. Bugün dahi tamamıyla çözüme ulaştırıldığı ve herkesin doğal haklarına kavuştuğu söylenemez. Avrupa’da ise engizisyon başta olmak üzere karanlık çağın uygulamaları, ayırımcılık, dincilik, dinbazlık, mezhepçilik, ırkçılık asırlarca egemen olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde eşine rastlanmamış Faşizm’in ana yurdu da Avrupa’dır. İspanya, İtalya ve Almanya’da hâkim olan faşizmin sadece Avrupa için değil, dünya ve insanlık için büyük felaketlere yol açtığı bilinmektedir. Yahudi soykırımı başta olmak üzere Endülüs Müslümanlarına yönelik kıyım ve katliamlar bir utanç olarak hep kalacaktır.! Siyahi insanların Afrika coğrafyasından hangi koşullarda Avrupa’ya nakledildikleri ve nasıl köleleştirdikleri, bir insanlık suçu olarak sicillerine kaydedilmiştir. Sömürgeleştirdikleri ülkeleri nasıl yağmaladıkları, “İncil” karşılığında nasıl soydukları tarihin utanç sayfalarında yazılıdır. Birinci ve ikinci Dünya savaşlarında milyonlarca insanın katledilmesi, şehirlerin yakılması, tarihin yok edilmesi gibi örneklere hep Batı’da rastlanmıştır. Bütün bunlara rağmen değişen, gelişen, imar ve inşa edilen, medenileşen, barış ve hürriyet diyarı olan yine Batı olmuştur. İstesek de, istemesek de bugün siyasal düzenin ve hukuk sisteminin rol modeli artık Batı’dır. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Ömer İbn’ul-Aziz ve Salahattin-i Eyyubi gibi rol modeller artık tarihte kaldı. Dürüst, düzgün, gösterişsiz, ahlaklı, erdemli, şahsiyetli, karakterli, hak ve hukuka saygılı, bilgili, donanımlı özellikleriyle öne çıkan liderlere ancak Batı’da rastlamak mümkündür. ABD ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin de birçoğunda toplumsal kültüre dönüşen çevre duyarlılığı, çoğulculuk, özgürlük, insan hakları, hukuk ve demokrasi inancının giderek kurumsallaşması, siyasal sistem olarak insanlığın ilgisini cezbetmektedir. Bu ülkelerde siyasetçilerin ve yöneticilerin çoğunlukla şatafatsız, gösterişsiz ve sade yaşamları özellikle gençlerin dikkatini çekmektedir. Demokrasinin, özlenen siyasal rejim olarak kabul görmesinde bu anlayışın önemli rol oynadığını düşünüyorum. Almanya, Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya başbakanlarının örnek tutumları ve imajlarının demokratik sistemin taraftar toplamasında büyük paylarının olduğu çok açıktır. Müslüman ülkeler başta olmak üzere doğu ülkelerinin hangisinde bir devlet başkanı, başbakan veya cumhurbaşkanı, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in “'ben başbakan olarak doğmadım ki!”, “haysiyetimle devraldım, haysiyetimle devrediyorum” diyebilecek erdeme ve dürüstlüğe sahiptir? Market kasasında ücretini ödemek için sırada bekleyen, halkın arasına gösterişsiz, riyasız katılan, Merkez Bankası'nın 900 Milyar Euro fazla parası olduğu halde yurt dışı gezilerine tarifeli uçak seferleriyle giden, sade ve mütevazı giyinen dürüst bir siyaset ve devlet insanı Angela Merkel dururken, coğrafyamızda hangi lider örnek alınabilir? Time Dergisi, Angele Merkel'i; “Şahsi menfaate ve zorbalığa taviz vermediği için, dünyada az bulunan ahlaki liderlik gösterdiği için" "Yılın Siyaset Lideri" seçtiğini hatırlatmak istiyorum. Aynı gerekçelerle 2021’de “Yılın Siyaset Lideri" veya “Yılın Devlet Başkanı” seçilebilecek bir tek Müslüman lider var mı? İspanya Genelkurmay Başkanı Miguel Angel Villarroya, sırası gelmeden Covid 19 aşısı yaptırdığı ortaya çıkınca, tartışmaların büyümesi üzerine görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Doğu ülkelerinde, özellikle de Müslüman ülkelerde böyle erdemli ve şahsiyetli ordu komutanlarına, devlet ve siyaset insanlarına rastlamak mümkün mü? Bir kitap fuarına giden ve salonda oturacak yer bulamadığı için merdivenlere çöküp oturan Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto değil de, bu durumda solonun tamamını hizaya sokacak Müslüman ülke cumhurbaşkanları mı rol model olacak? Bir cumartesi günü yemek için gittiği kafeye sosyal mesafe kuralları gereği kapasitenin dolu olması nedeniyle alınmayan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern değil de, Müslüman ülkelerin hangi başbakanı rol model olacak? Süpermarkette ödeme yapmak için sıra bekleyen 72 yaşındaki Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa değil de, hangi Müslüman ülkenin cumhurbaşkanı rol model olacak? Söz konusu batılı liderlerin hiçbiri rol olarak değil, inanç, yaşam tarzı, insanlık ve siyaset anlayışları sonucu böyle davranıyor. Onları farklı ve örnek kılan da bu anlayışlardır ve siyasal düzenleridir. Vatanperverlikleri hakkında zerre kadar şüphe duyulmayan bu şahsiyetli, karakterli liderlerden hiç birinin “söz konusu vatan ise demokrasi de, hukuk ve adalet de teferruattır” dediğine şahit olunmamıştır.! Sormak istiyorum, bu liderler mi vatansever, yoksa vatan-millet-bayrak-din-devlet edebiyatı yapan bizim politikacılar mı? Bunlar mı izzet, şeref, onur, haysiyet ve ahlak sahibi, yoksa “Müslümanlık” edebiyatı yapan bizim siyasetçiler mi? İslam şiarı, bu lider ve siyasetçilerin yönettiği ülkelerde mi, yoksa Müslüman ülkelerde mi tezahür ediyor? Ziya Paşa’nın 19. Yüzyılda 1829-1880 söylediğini ben 21. Yüzyılda hatırlatmak istiyorum, “Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kâşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslamı bütün viraneler gördüm.” Abdulbaki Erdoğmuş

diyarı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm