didem madak en güzel şiirleri
Didem Madak Kimdir? Didem Madak, 8 Nisan 1970 yılında İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Şiirleri Öküz, Ludingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı.
DidemMadak’ı okurken bana sıra dışı gelen milyonlarca ayrıntının içinde okurken yüzümde bir tebessüm oluşturan 2005 yılında evlendiği eşi Timur Bey’in Bursa Cezaevindeyken arkadaş-larıyla Didem Madak imzalı şiirleri okuyup tahliye edildikten sonra bir tesadüf eseri Didem Hanımla tanışıp evlenmesi oldu.
#Didem Madak | Annemle İlgili Şeyler | Şairin Sesinden Şiir Dinle #edebiyat #kitap 2022 En Güzel Şiirler #şiir #aşk #edebiyat #kitap #sevgi #mevlana #söz #sözler #şiirheryerde #şiirsokakta #şair #güzelsözler #siirsokakta #özdemirasaf #yazar #cemalsüreya #günaydın #siir #şiirduvarda #iyigeceler #kitapkurdu #sözlerköşkü 0 Kişi Okudu 0 Kişi Beğendi – Sende
Didem Madak Kitap Alıntıları. Annesizlikten şair olmuş, edebiyat sahnesinin çiçekli ve anne kokan şiirlerinin güzel kadın şairi, Didem Madak’ın alıntılarını sizler için derledik. Siz de kitaplarındaki beğendiğiniz kısımları ve alıntıları yorumlar da bizimle paylaşabilirsiniz.
Didem Madak’ın Grapon Kağıtları (2000), Ah’lar Ağacı (2002) ve Pulbiber Mahallesi (2007) adlarında üç kitabı bulunuyor. Pulbiler Mahallesi, şairin ölümünün ardından Metis Yayınlarınca dergilerde kalan tüm şiirleri dahil edilerek “Ardından” başlıklı bölümün eklenmesiyle yeniden basıldı. Böylece tüm
Site De Rencontre Homme Cherche Femme. İçimizi ısıtan, kimi zaman bizi aşka yeniden inandıran sevdayı en incelikli haliyle anlatan aşk şiirleri yüzyıllardır aşkın evrenselliğini ve her dilde farklı anlatımlarla vücut bulan halini bizlere gösterir nitelikte. Hem Türk Edebiyatında hem de Dünya Edebiyatında sevdanın şiir halini merak ediyor veya şiir okumaya yeni yeni başlıyor olabilirsiniz, bu aşamada şiir kitapları okumak şiir dağarcığının genişlemesinde etkin rol oynar. Bununla birlikte nereden başlayacağınızı bilemiyor ve kendinize bu konuda bir rehber arıyorsanız Köln Kütüphane olarak en güzel aşk şiirlerini ve hatta kitaplarını derlediğimiz yazımız tam size göre! İşte Türk ve Dünya Edebiyatından içinizi ısıtacak on aşk şiiri Cemal Süreya-Aşk Atilla İlhan-Ben Sana Mecburum Edip Cansever-Yerçekimli Karanfil Can Yücel-Sevgi Duvarı Nazım Hikmet-Seviyorum Seni Didem Madak - Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım Özdemir Asaf - Lavinia Pablo Neruda - Duyasın Diye Beni William Shakespeare - Sone 24 Edgar Allan Poe - Annabel Lee 1- Cemal Süreya - Aşk Türk Edebiyatında, İkinci Yeniler arasında en ünlü şairlerdendir Cemal Süreya. Yalın ve duygu yüklü anlatımı şiirlerinde konuşma dilinde şiirselliği yakalamaya ve günlük hayat içerisinde aşkı ve aşk söylemini en sade şekliyle çarpıcı bir şekilde betimlemeye yöneliktir. Cemal Süreya aşk şiirleri lirik kimi zaman erotiktir, kendi içerisinde hem hüzün hem mutluluk doludur. Şiirlerinde aynı zamanda derinden o günkü siyasi atmosferin okuması da yapılabilir. Türkçe kullanımı ve betimleme yetisi öyle naiftir ki Türk Edebiyatına adını yazdırmış en önemli şairler arasındadır. Aşk Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Eğer Cemal Süreya’nın aşk şiirlerinden daha fazlasını okumak istiyorsanız Cemal Süreya’nın şiirlerinin yer aldığı Sevda Sözleri adlı kitabını okuyabilirsiniz. 2- Atilla İlhan - Ben Sana Mecburum Türk Edebiyatına adını altın harflerle yazdıran bir diğer şairimiz ise Atilla İlhan’dır. Aslında Atilla İlhan, Türk Edebiyatına sadece şairliği ile değil deneme yazarlığı, sanat ve kültür alandaki çalışmalarıyla da tanınmaktadır. Fakat sade ve günümüz Türkçesi ile yazdığı şiirleri öylesine beğeni toplamış ve sevilmiştir ki çoğu şiiri daha sonra şarkı olarak bestelenerek hepimizin hafızasına kazanmıştır. 1999 yılında yazdığı Ben Sana Mecburum şiiri ise adeta aşka bir yakarıştır. Ben Sana Mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin Atilla İlhan’ın şiirlerini sevdiyseniz ve daha fazla şiirini okumak isterseniz İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan, şairin şiirlerinin derlenmiş olduğu Ben Sana Mecburum kitabını okuyabilirsiniz. 3- Edip Cansever - Yerçekimli Karanfil Tıpkı Cemal Süreya gibi Edip Cansever de İkinci Yeni akımındandır. Sade ve günlük Türkçe kullanımı ile dikkat çeken şiirleri çoğu zaman metaforlarla doludur ve farklı okumalara açıktır. Her konuda yazan şairin sevda şiirleri kırılgan bir anlatıma sahiptir. Sevdayı en saf ve narin haliyle anlatan şairler arasında yer alan Edip Cansever aynı zamanda oldukça üretken bir şairdir öyle ki Cemal Süreya şair dostu arkasından “Fazla şiirden öldü Edip Cansever” diye yazmıştır. Yerçekimli Karanfil Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde Oysaki seninle güzel olmak var Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor. Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele. Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk Birleşiyoruz sessizce. Edip Cansever’in şiirlerini beğendiyseniz ve şiirlerinden seçmeler okumak isterseniz Gelmiş Bulundum isimli kitabı okuyabilirsiniz. 4- Can Yücel - Sevgi Duvarı Türk Edebiyatına hem şair hem de çevirmen olarak katkılarıyla bilinen Can Yücel, özellikle toplumsal konulara yer veren ve yergi içeren şiirleriyle tanınır fakat şairin aşk şiirleri adeta bir dantel gibi işlenmiştir. Derinlikli şiirleri özenli bir Türkçeyle yazılmış yalın ve kendine has incelikli bir üsluba sahiptir. Aile değerlerine de oldukça önem veren şairin şiirleri bu açıdan da sevgi dolu olarak tanımlanabilir. Sevgi Duvarı Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar piyasalar sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri Çöpcülerin elleriyle okşardım seni Yalnızlığım benim süpürge saçlım Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi Baktım gökte bir kırmızı bir uçak Bol çelik bol yıldız bol insan Bir gece Sevgi Duvarını aştık Dustuğum yer öyle açık seçik ki Başucumda bi sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi Can Yücel aşk şiirleri hakkında daha fazla okuma yapmak isterseniz, şairin şiirlerinin derlendiği Sevgi Duvarı isimli kitabı okuyabilirsiniz. 5- Nazım Hikmet - Seviyorum Seni Kendine has üslubuyla sevdayı her zaman bambaşka anlatan Türk Edebiyatının dünya çapında da en çok tanınan şairi olan Nazım Hikmet Ran’ın şiirleri ruha ve kalbe dokunan aynı zamanda otobiyografik öğeler de barındıran şiirlerdir. Toplumsal gerçekçiliği benimsemiş şairin sevgiliye aşk şiirleri okuyanları büyüler niteliktedir. Seviyorum Seni Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der gibi. Nazım Hikmet’in şiirlerini hem okumak hem de Genco Erkal’ın sesinden dinlemek isterseniz Yapı Kredi Yayınları’nın özenle hazırladığı Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni isimli kitaba göz atabilirsiniz. 6- Didem Madak - Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım Türk Edebiyatında kadın şairler de aşkı ve sevdayı en incelikli duygularla anlatmışlardır. Kadın şairlerimiz arasında çok sevilen ve Türk Edebiyatına katkıları ile bilinen erken kaybettiğimiz bir şairimiz de Didem Madak’tır. Didem Madak’ın şiirleri ise evsel metaforlarla doludur. Günlük yaşamın incelikleri, ayrıntıları şiirlerinde kırılgan ve naif bir üslupla yer bulur. Biraz sitemkardır şiirleri, bazen kızar; kimi zaman hüzünlü kimi zaman kuş gibi heyecanlı, berrak betimlemeleri adeta bir çocuğun anlatımı gibidir. Bu yüzden Didem Madak “çiçekli şiirleri” ile şiir severlerin kalbinde farklı bir yere sahiptir. Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım 'Zenciler prensesi olacağım. Hayat işte asıl o zaman başlayacak.' Pippi Uzunçorap Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya malolacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırküç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım! 'Gün akşam oldu' diyorum Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara Cam kırıkları yiyorlar Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde Rengarenk yap-boz parçacıkları Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır,sanırım sabahı bekleyemem Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarım acilen anlatmalı. Ondört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar O ara içimde çiçeklerden oluşmuş bir silahsız kuvvet ablukaya alındı Sinemalarda da 'organzm gıcırtıları' oynuyordu. Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Bu nedenle, çiçekli şiiler yazmayı Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. Neyse işte Ben her filmi hatırlarım Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. 'Sofı'nin tercihini' seyrederken çok ağlamıştım. Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar Onu da mutlaka hatırlardım. İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım Bir 'eşya toplayıcısıyım' bayım. Büyük gemiler de yok artık bayım Büyük yelkenler de Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya Bir süredir de kayıp Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Bir gül, bir güle derdi ki görse Yalan söylüyorum Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım. Didem Madak’ın şiir dünyasına siz de dahil olmak isterseniz şairin Metis Yayınları’nca hazırlanan Ah’lar Ağacı isimli şiir kitabını okuyabilirsiniz. 7- Özdemir Asaf - Lavinia Özdemir Asaf’ın esasen kapalı bir anlatımı vardır ve şiirlerinde bolca sözcük oyununa rastlanır. Buna rağmen şiirleri gerçekçi bir anlatımla yazılmıştır bu yüzden oldukça rahat anlaşılır. Bununla birlikte Türk Edebiyatına Lavinia isimli çok ünlü ve herkesçe bilinen en güzel aşk şiirlerinden birini miras olarak bırakmıştır. Daha sonra bestelenerek şarkı haline de getirilen Lavinia sevdayı en güzel anlatan şiirlerden biri olarak dillere pelesenk olmuştur. Lavinia Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal. Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia. Şairin farklı şiirlerini de okumak isterseniz Özdemir Asafın aşk şiirlerinin derlendiği Lavinia isimli kitabı okuyabilirsiniz. 8- Pablo Neruda - Duyasın Diye Beni Dünya çapında uluslararası bilinirliğe sahip şair Pablo Neuda evrensel anlamda aşkı en güzel betimleyen şairlerin başında gelir. Sosyalist bir düşünce yapısıyla yetişmiş şair Lenin Barış Ödülü ve Nobel Edebiyat Ödülü’nün de sahibi olmuştur. Duygusal ve romantik bir insan olduğu bilinen Neruda aşk şiirleriyle her dilden insana aşkın evrensel dilini en sade ve samimi haliyle sunar. Duyasın Diye Beni Duyasın diye beni incelir sözlerim arasıra kumsallarda martıların izleri gibi. Gerdanlık, esrik çıngırak üzümler gibi tatlı ellerin için. Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım. Benim değil senin onlar. Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi. Tırmanırlar öyle nemli duvarlara. Bu kanlı oyunun sensin sahibi. İşte kaçışıyorlar karanlık inimden. Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi. Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı ve benim hüznüme alıştılar sana değil. Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi duyasın diye onları beni duyduğun gibi. Bir bunaltı rüzgarı sürüklüyor sözlerimi. Düş kasırgaları deviriyor ikide bir. Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde. Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan. Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni. İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında. Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim. Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini. Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için. Çeviren Sait Maden Pablo Neruda aşk şiirleri hakkında daha fazla okuma yapmak ve şairin birbirinden güzel farklı aşk şiirlerini de okumak isterseniz seçme şiirlerin yer aldığı Islık Yayınları tarafından yayına hazırlanan Ve Aşktan Olacak Ölümüm isimli kitaba kütüphanenizde yer açabilirsiniz. 9- William Shakespeare - Sone 24 Günümüzden 400 yıl önce yaşamış olan Shakespeare daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınan modern İngilizcenin oluşumuna katkı sağlamış olan bir oyun yazarı ve şairdir. O dönemde aşk şiirleri sone formatında yazılırdı. Shakespeare'in soneleri ise oldukça gizemliydi çünkü “dark lady” karanlık hanım adı verilen gizemli bir leydiye yazılmıştı. Aşkın en gizemli halini evrensel bir dille sunan William Shakespeare sevdanın evrenselliğinin kanıtı niteliğinde. Günümüzde ise hala sonelerin kime yazıldığı ile ilgili spekülasyonlar devam etmekte. Gözlerim ressam oldu senin güzelliğine, Kalbimin levhasına nakşetti görüntünü Bedenim de çerçeve oldu senin resmine Derinlikle güçlendi sanatın en üstünü. Göreceksin, ressamın ustalığı nasılmış Gerçek yüzünü çizmek, olur ancak bu kadar. İşte resmin kalbimde baş köşeye asılmış Sergimde pencereler göz nurunla ışıldar. Gözler, başka gözlere ne iyilik etti, bak Benim gözlerim çizdi senin güzelliğini; Seninkiler gönlüme pencereler açarak Güneşi soktu – coşsun, gözlesin diye seni Ama kurnaz gözlerin sanat yeteneği az Sırf gördüğünü çizer, yüreği tanıyamaz. Sone 24 – Çeviri Talat Sait Halman William Shakespeare'in sonelerinden ve oyunlarından en güzel alıntıları okumak için Cevat Çapan tarafından derlenen Sözcükler Yayınları tarafından yayınlanan Sen Aydınlatırsın Geceyi kitabını başucu kitabınız yapabilirsiniz. Sadece sonelerini okumak isterseniz Dorlion Yayınevi tarafından yayınlanan Soneler ve Şiirler kitabına göz atabilirsiniz. 10- Edgar Allan Poe - Annabel Lee Gotik hikayeleri ve şiirleriyle ünlü Amerikan yazar Edgar Allan Poe’nun üslubu özellikle gizem, karanlık ve sisle çevrili bir gece gibidir. Karamsarlığı gotik ve korku unsurlarıyla birleştiren yazar 1800’lü yılların kasvetli havasını bizlere de taşır. Anna Bell Lee şiiri ise dünya çapında aşkı en hüzünlü ve romantik anlatan şiirlerden biridir ve Edgar Allan Poe’nun romantizm anlayışının en güzel örneklerindendir. Annabel Lee Seneler,seneler evveldi; Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz İsmi Annabel Lee; Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten Sevmekden başka beni. O çocuk ben çocuk,memleketimiz O deniz ülkesiydi, Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee; Göklerde uçan melekler bile Kıskanırdı bizi. Bir gün işte bu yüzden göze geldi, O deniz ülkesinde, Üşüdü rüzgarından bir bulutun Güzelim Annabel Lee; Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni, Mezarı ordadır şimdi, O deniz ülkesinde. Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskandı bizi,_ Evet!_bu yüzden şahidimdir herkes Ve o deniz ülkesi Bir gece bulutun rüzgarından Üşüdü gitti Annabel Lee. Sevdadan yana ,kim olursa olsun, Yaşça başca ileri Geçemezlerdi bizi; Ne yedi kat gökdeki melekler, Ne deniz dibi cinleri, Hiçbiri ayıramaz beni senden Güzelim Annabel Lee. Ay gelip ışır hayalin eşirir Güzelim Annabel Lee; Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar Güzelim Annabel Lee; Orda gecelerim,uzanır beklerim Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim O azgın sahildeki, Yattığın yerde seni. Çeviren Melih Cevdet Anday Amerikan Edebiyatına meraklıysanız, Edgar Allan Poe’nun diğer şiirlerini de okumak ve şairin sisli dünyasında gizemli bir yolculuk yapmak isterseniz seçme şiirlerinin derlendiği Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Şiirler-Annabel Lee isimli kitabı okuyabilirsiniz.
Yayınlanma 1006 / Son Güncelleme - 1010 Türk Edebiyatında pek çok önemli kadın şair bulunmakta. Bu isimlerden birisi de şüphesiz ki Didem Madak. Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Didem Madak doğum tarihi olan 8 Nisan'ın geçmesiyle araştırılmaya başlanmış durumda. Sizler için Didem Madak'ın hayatını, sözlerini ve şiirlerini derledik. DİDEM MADAK KİMDİR? Didem Madak 1970 yılında İzmir'de dünyaya gelmiş Türk şairdir. Sombahar, Ludingirra adlı dergilerde şiirleri yayınlanan Didem Madak kısa sürede adından söz ettirmiştir. DİDEM MADAK HAYATI Didem Madak 8 Nisan 1970 yılında İzmir'de dünyaya gelmiştir. Anne adı Füsun'dur. Füsun hanım'da tıpkı Didem Madak gibi kadın şairlerden biridir. Füsun hanım Didem Madak doğmadan önce yazmış olduğu bir şiiri olan "Uzun siyah saçlı kız" da Didem Madak'tan bahsetmiştir. Şiir'de Didem Madak için Işıl adı ile söz edilmiştir. Didem Madak'ın anne ve babası da öğretmendir. Çocukluk yılları oldukça zorlu geçmiştir. Didem Madak'ın babası 1980 darbesinden sonra çalıştığı okuldaki müdürle tartışır. Bunun üzerine babası Burdur'dan Uşak'a sürülür. Yine öğretmen olan annesine tayin izni çıkmaz. Bu yüzden Didem Madak annesi ile birlikte Burdur'da yaşamaya devam eder. Babasından uzak büyüyen Didem Madak ülkenin çalkantılı dönemlerinde annesi ve diğer kız kardeşleri ile zorlu günler geçirir. Didem Madak'ın annesi Füsun Hanım evlatlarına kol kanat gerer. Her türlü kötülüklerden korur. Didem Madak 13 yaşına geldiğinde annesini kaybeder. Füsun hanım beyin tümör'ü rahatsızlığından dolayı 38 yaşında hayata gözlerini yumar. Didem Madak'ın hayatı bu noktadan sonra daha da zorlaşır. Didem Madak annesini kaybettikten sonra onun şiirlerini okur. Annesinin izinden gitmek için onun gibi şair olmaya karar verir. Füsun hanım vefat ettikten sonra babası başka biri ile evlenir. Bu evliliği kabul etmeyen Didem Madak babası ile ilişkisini kesme kararı almıştır. Yaşamış olduğu tüm bu zorluklara rağmen Didem Madak hayata dört elle tutundu. Üniversite eğitimine devam etmek için Dokuz Eylül Üniversitesini kazanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk bölümünden mezun olamadan okulu bırakır. Didem Madak üvey annesi ile yaşamak istemediğinden dolayı üniversite öğretiminin birinci sınıfında biri ile tanışır. Bu kişi ile gizli bir evlilik yapma kararı alır. Evliliğinin ardından okulu bırakmıştır. DİDEM MADAK NASIL ÖLDÜ? Didem Madak mutsuz bir evlilik yapmıştır. Bundan dolayı pişmanlık duymuştur. Geçimini ve hayatını devam ettirmek için pek çok farklı işte çalıştı. Yapmış olduğu evlilikten dolayı pişmanlık duyan Didem Madak bu evliliği uzun yıllar sürdürmez ve eşinden ayrılmaya karar verir. Didem Madak boşandıktan sonra pek çok maddi sıkıntı ile karşılaşır. Evinden ayrılmak zorunda kalan Didem Madak artık bir Bodrum katında yaşamaya başlamıştır. Didem Madak'a zorlu hayat koşullarından sonra bir de kanser hastalığına yakalanmıştır. 24 Temmuz 2011 günü İstanbul'da vefat etmiştir. - Grapon Kağıtları - Ah'lar Ağacı - Pulbiber Mahallesi Didem Madak'ın Sözleri “Örtündüm ben. Her şeye karşı. Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” " Bodrum katları Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.” " Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. " Didem Madak'ın Şiirleri - Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım - Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım - Iris'in Ölümü - Annemle İlgili Şeyler - Ağlayan Kaya - Samson ve Dalila Kaynak Haber Global
ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 1 Aşk diyorsunuz ya, işte orda durun bayım islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım kendimin ucunda öyle ıslak, öyle kötü kokan, yırtık ve perişan. siz aşkı ne bilirsiniz bayım aşkı aşk bilir yalnız! Didem Madak / ''Ah''lar Agacı ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 2 "vasiyetimdir dalgınlığınıza gelmek istiyorum ve kaybolmak o dalgınlıkta." Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 3 Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, tırnaklarıyla düzeltemiyor insan... Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 4 Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 5 Belki bir gün beni ziyarete gelirsin , sen ruhumun misafir odasında uyursun ..! — Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 6 Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz Kıtırdı ve çıtırdı. -Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 7 Benim için hayat, Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı. didem madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 8 "Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım." Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 9 Sana patates kızartırdım patatesler pazartesi kadar kırmızı oluncaya kadar ölüm bizi ayırıncaya kadar. Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 10 Sonra içime ve hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey. Bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu.. Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım.. //Didem Madak ebruliyn 29 Nis 2008 En iyi cevaplar 0 0 11 Bir boş beşik hikayesinin olmayan çocuğuyum. Kanadı kırılan kartal da benim beddua etsem. Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım Parmaklarına kına olayım hayatın. Affet bu siyah ve transparan duayı. Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım. Didem Madak
En Güzel ve Kısa Didem Madak Şiirleri Didem Madak 8 Nisan 1970 yılında İzmir’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta kanserden dolayı annesini kaybeden şair, erken yaşlarda kendisini şiire adadı. Annesini kaybetmesinin travmasını şiirlerine de yansıtan Didem Madak 23 Temmuz 2011 yılında kanser hastalığına yenik düşerek hayatını kaybetti. Didem Madak, yazdığı şiirler ile birlikte edebiyatımıza birçok eser kazandırmıştır. Bu içeriğimizde sizler için en güzel ve kısa Didem Madak şiirlerini derledik. 1. İris'in Ölümü 2. Ağlayan Kaya 3. Samson Ve Dalila 4. Çalıkuşu’nun Z Raporu 5. Şimdiden Bir Hatırasın 6. Kalbimin En Doğusunda 7. Annemle İlgili Şeyler 8. Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila 9. Kedilerin Alışkanlıkları 10. Pollyanna’ya Son Mektup 11. Karınca Kumu 12. Kurbati 13. Mahallede Bomba Patlıyor 14. 15. Yüzüm Güvercinlere Emanet Didem Madak Şiirleri; 1. İris'in Ölümü bugün kalbimi eski bir plak gibi öyle çok tersine çevirdim ki bazı şarkılar vardır cızırtılı bir yağmur gününü anlatır uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır o zaman bir yavru yengece bakan insanların şarkısı olurdu o şarkının adı keşke ismim iris olsaydı keşke ismim herkese sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı bazı şarkılar vardır ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır işte o ellerimle herkese çamurlu şiirler uzatsaydım hepsi çok kirli olsaydı tanrım bazı şarkılar vardır kırmızı akşamsefalarını anlatır karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını geceyi onlar bahçeye taşırdı ben ne zaman öleceğim tanrım sabah olunca mı keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi şu odanın ortasında dursam saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum bazı şarkılar vardır kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu o şarkının adı ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı keşke ismim iris olsaydı keşke ismimin bir anlamı olmasaydı herkes çıkarsın kalbini o çirkin mücevher sandığından ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım 2. Ağlayan Kaya Ben şiirin nefer taşı Büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda Ben başarıların Kristof Kolomb’u Ne duruyorsunuz hadi alkışlayın! Cennete gitmek isterdim otostopla, Cinnete kadardı tüm yollar oysa, Tüm hayatı okşamak isterdim kedilerin şahsında Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak. İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk. Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa, Rengarenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa, Kapkaraydı ama toprak. Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk Tanrım sorarım sana neye yarar? İpek yolunda ipektim o zaman Baharat yolunda baharat. Aşk kırmızı atlastı, Ten Greenwich başlangıç meridyeni Yağmur yağardı, durmadan yağmur Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın! Keşke aşk şiiri yazsam Ne güzel, Aktarlara tarçın diye satardım Ticareti de öğrendim bakın, Hadi alkışlayın. Cesaret sanırım bir çeşit esaretti, Iskat edilmekti mirastan Tüm malvarlığını veremli kıza bırakmak Ananın vasiyetini çekirdek külahı olarak kullanmak Korkuyorum ama artık Hadi alkışlayın! Cesaretim bir süredir gözaltında İhzar müzekkeremi kendim yazdım Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum Onu orada Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum. Kalbim! Şiirimin Hacer’ül esved taşı Hadi ama baylar, Bakın kaldıramıyorum, Yardım edin de şunu yerine koyalım. Hay! Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım. Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta Kötülüklere boğulup İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık! Kafam karışık ama Yetişir! Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık. Camdan papuçlarım kırık.. Prens de bulamaz beni artık. Hayata söyleyin bundan sonra gitsin Anlamını masallarda arasın Hay! Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım Da çiçekler açsın ruhunuz. Hadi alkışlayın! Biliyorum hala biraz safım. Keşfettim Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika’yı Hadi alkışlayın! BU SİZİN BAŞARINIZ. 3. Samson Ve Dalila Heceleme beni artık Allah’ım Bırak okunaksız kalayım Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın Bak, ömrüm eriyor işte Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda Bak, ilkokul talebesi kalbimden Yine karne parası istiyorlar Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa Yağmur yağdıkça Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor Saçlarımda dolunay taneleri eriyor Saçlarımda bir kızılderili reisi Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor İsmi Mehtapta öpüşen iki sevgili Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy Nedense şimdi evinden çok uzakta Saçlarım düşler görüyor Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden Saçlarımda kiraz bahçeleri Salıncak kuruyor dallarına çocuklar Hep ben düşüyorum, hep ben, Ben İsmim kara bereli iki çocuktan biri Ben çocuklardan biri, Fazla yaramaz. Ne zaman ağlasa İskambil kupası damlıyor gözlerinden Rest diyor hep, rest. Ne demekse? Ben çocuklardan biri, Fazla yaşamaz Ne bir sarmanı var okşayacak Ne zamanı. Zamanı sarışın bir kedi olarak yarat baştan Allah’ım Bırak okşayayım. Esirge ve bağışla beni gerçekten Bırak düşlerimde kaybolayım. Bir boş beşik hikayesinin olmayan çocuğuyum. Kanadı kırılan kartal da benim beddua etsem. Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım Parmaklarına kına olayım hayatın. Affet bu siyah ve transparan duayı. Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım. 4. Çalıkuşu’nun Z Raporu Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman Yağmur yağıyor durmadan Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak Bir çılgının Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi Bir elimde tabanca Bütün dualarım delik deşik. Başörtülü bir anne olarak bekliyorum, Ruhumun şark hizmetinden dönüşünü Mahalle kavgalarına karışmadan. Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen, Doğruyor ve kızartıyorum onu Günler Külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz Hikayeme bir hayat yazmak istiyorum Pek de inandırıcı olmayan Hayatıma bir ölüm. Ihlamur göndermek istiyorum ruhuma, yün eldivenler Geçmişim Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşım. Limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum son bir kez daha Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma. Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni, Yağmurla beraberliğimden doğan birinci ve yüz bininci hayaletim Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan O kadar çok, o kadar çok hissediyorum. Fareler yer altından fırlatılan havai fişeklerdi Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler Akşamları günahkar yazarkasalar kadar Z raporları kadar uzun şiirlerim. Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim O eski arkadaşım Yıkanmış midesiyle İskambil kağıtları kusan, zarlar Maça kızı ve pis yedili sayesinde Kaç kere ölümle randevulaştı. Plastik çiçeklerle ziyaretime geldi hayat Semt pazarından alınma hırkasıyla Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla Öyle çok sevdim Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader Delirdiğim altyazı şimdi aynalarda Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan Yazık, hiçbir şair bir çiğ tanesi kadar bile sızamadı kağıda Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi Yazık, bir son mektup bile bırakmadan gitti Zeyniler Köyü’nde Çalıkuşu şimdi zaman. 5. Şimdiden Bir Hatırasın Şimdiden bir hatırasın Bulutsa, tozsa, uçarsa Bütün aşklar paranteze alınsın Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın Ne bir şarkısın, ne de dillerde nağme adın Artık bazı şarkılar kadar yaralısın Günler izmarit diplerinde biriksin O zaman mutlaka bir trenle gelirsin Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin istesen suyun tenine bitişirsin ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın İçimde iki yaşlı balık varsa, İçimde biri pulsuz, iki balık varsa Biri sensen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana Sonra postalamak istiyorum Pulsuz bir zarfla Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata Bu kırmızı oyalarla saçlarımda Beyaz bir tülbent gibi kalırsam tenimde, süzemediğim tortularla Gün olur sararırsa sayfalarda Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın Şimdiden bir hatırasın Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan Camsan, saydamsam, beni kırarsan Simlerimle sevişirim seninle O süslü sayfaların üzerinde İçimde iki mutlu yıl varsa, İçimde biri simli iki kadın varsa Sen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana sonra postalamak istiyorum Simli bir yılbaşı kartıyla Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata Şimdiden bir hatırasın Açmışsa bir sardunya saksıda Bütün aşklar paranteze alınsın Bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın mektuplar postaya takılırsa... Ey aşk sen Artık bazı şarkılar kadar yaralısın. 6. Kalbimin En Doğusunda Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy Birkaç köy sular altında. Kalbimin doğusu, Her resme güneş çizen bir çocuktu. Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları. Ölümün ötesinde bir köy vardı Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı. Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam Yorgundu oysa Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan. Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı. Okyanusları mavi olmayan. Benim için hayat, Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı. Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela. Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda. Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara Bir gül parasına satardı. Oğlan kıza bir gül alsa Bilirdim odur en kırmızı zaman. Adına aşk diyorlardı Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı. Kim bir şairi kırsa Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela Bilirim kim dokunsa şiire Eline bir kıymık saplanacak. Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman Yorgunum oysa Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan. Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla Kediler gibi mırıldanarak. Alkolden bir denize bıraktım kalbimi Kırmızı bir sandal gibi, Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla. Avuçlarımla konuştum, Allah büyüktür diyen insanlar gibi. Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi Yumuşak ve kremalı konuştum onunla. Baharda leylaklar açardı boynumda Mor ve pembe konuştum karanlıkla Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim, Sözler vardı içimde işe yaramayan Sözlerle konuştum karanlıkla... Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda Sözler... Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan. 7. Annemle İlgili Şeyler Sevgili Anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc’ın ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor di’li geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi. Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. Sanki hep buluğ çağındaydım. Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar... Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı. Ben bu eve Muc’ın ucuz evi diyorm Yokluğunda böyle oldum. Mucize öldükten sonra buraya taşındım. Ve inan Muc bu evi bana çok ucuza verdi. Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri Diye başlayan bir çocuk romanında... Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için, Bu acımasız ölü anne sesini Şimdi mucizevi bir yerdeyim Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada Ve çok ağır ilerliyor. Yüzümdeki çillerden başka İsyan eden biri yok hayatımda. NOT Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı ANNE! 8. Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan Sicim yağmur taklidi Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan. Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla Parmağıma düşen bir damla kandı aşk. Seni sevince pazara çıktım sevinçten Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan Oturup ağladım sonra, şaşırdın. Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. Sevişmiştik. Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri Sevişmiştik. Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum. Sonra gittin. Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik. Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim. Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine. Sonra gittin. Çocuk oldum bir daha, ağladım. Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım. Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım Sonra gittin. Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi. Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı. Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı. Söz dedim, söz verdim. Ruhumu gömdüğüm yer hala belli. Güneşi özledim, sonra seni Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım. Sonra gittin Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda Sicim yağmur taklidiydi Artık iyice inceldi. 9. Kedilerin Alışkanlıkları Kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam Büyüyor yavaş yavaş Sırtında parmak izleriyle zamanın Bir tekir kedi ile beraber Seyrediyorum hayatı O meleklerin cebinden düşen anahtardı, Son zikrin halkası Allah’ın son hatırası O bizim kaçırdığımız fırsattı Uğurböcekleriyle parmak uçlarında Küçümserdi hep ona olan aşkımı Gözünün yaşına bakmadan şimdi ben Kovuyorum ihtiyarı Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu... Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma. Ölüm neydi sanki o zaman Bir önseziden başka. Evden kaçabilirsin artık çocuk, ama kaderden asla! Babam Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan Kader neydi sanki o zaman, Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka. Bir ağaca bakıyorum şimdi Başladığı yerde bitiyor dünya Alışıyor dil şimdi Azı dişin bıraktığı boşluğa. Bastırıldı nihayet hayatın kadife kalesinde çıkan isyan. Söküyorum şimdi sözleri birer birer Kalpten kalbe giden yolu kapayan Kalbim, anlatılmaktan usanmış, Yıldızı sönmüş bir komedyendir artık, Dilencinin önünde kahkahalar atıyor, Kirli bir mendille çıkınlanmış şimdi dünya. Hayretle bakıyorum kedinin gözlerindeki çapağa, Geri vermiş hayata çaldığı şiirleri, Ne zaman aşkı tersinden okusam Anlıyorum kediler bile meğer alışmış bu yokluğa Sallayıp duruyorum bu akşam kayboluşumun beşiğini, Gönüllü hemşire birinci sigarasına. Sarhoşum kadehlerde biriken tozla Çekil diyorum kağıda, çekil, İçer ve zehirlenir Ne zaman gözlerimden mürekkep damlasa. Kalbime dokunuyorum bir kelebeğe dokunur gibi Yetmez mi acaba bu dökülen pullar aşka? Yoksa şu sızıyı Sobası tüten evin şiirinde mi saklasam? Şu sardunyanın kırmızı çiçek açışına Yetmez mi acaba ah kör olmuş bir Türk filminde ağlasam? Ne zaman sorsam, Anlıyorum kediler bile meğer alışmış zamana. Dünyayı bir salyangozun izlerinde dolaşsam, Elimde parlak bir harita Hiçbir atlasta henüz yer almamış. Ardımsıra yollara hayalimin kırıklarını bıraksam Yeter mi bu izler beni kendime getirmeye acaba? 10. Pollyanna’ya Son Mektup Pollyanna’ya Son Mektup “Aşk mektupları elbette yakılmalı, geçmiş en soylu yakacaktır.” Nabokov Muhabbet kuşumuz öldü Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna Uyuyamadığım gecelerin sabahında Gözaltlarımdan mor çocuklar doğardı Mor çocuklarıma ninni söylerdi sabah ezanları Fırtına ters çevrilen şemsiyelere benzerdi Duaya açılan avuçlarım Avuçlarıma kar yağardı Kimi zaman tipi... Kaç kere avuçlarımda mahsur kaldım. Birkaç kış geçti Pollyanna Ben hep mahzun kaldım. Kocaman bir kardan adam yaptı içime bir çocuk şair Tuhaf şarkılar mırıldanarak Şiirime kenar süsü olsam ben Bir kenar süsünün gülü olsam ben Sarı deftere tuttuğum bir günlük Aşk olsam ben... Sonra yazları Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu Balkon yaseminlerle sevişirdi Rüya hülyayla sevişirdi. Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında Geceyle sevişirdim. Bir davet gibi otururdum balkonda Bir beyaz örtü gibi sarardım acılarımı başıma Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel... Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi. Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve inca Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna. Secde eden alnımı, Şarap içen dudağımla öpmek istedim. Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı Beyaz bir merhemle ovmak istedim. Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna... İtiraf etmek gerekirse Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan Kalp şeklinde kültablaları Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül Yetmezdi yeniden doğmaya. Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse Bedelini ödedim ama Pollyanna İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kağıt para. Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna Çimento, demir, çamur... Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım. En üst kattan düşerdim her gün Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma Cevap beklediğim zamanlarda. Benim bir köyüm olmadı. Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı. İstanbul’u evlat edinsem Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak. Mütemmim cüz olamadım hiçbir aşka Pollyanna Bir kitaba bir cüz olamadım. Yukarıdan aşağı, yedi harfli battal boy bir intiharı denedim. Hiçbir bulmacayı tamamlayamadım. Bir kediyi okşasam ellerim yumuşardı Biri okşasam bir yumuşardı. Bire “BİR” olamadım. Fırfırlar olmalıydı oysa hayatımın kenarında Pollyanna Kırmızı puanlı bir şiir olarak uyumalı, mor puanlı uyanmalıydım. Pişman olmamalıydı orada olmalarından yeşil farbelalarım. Bir çingenenin çıkardığı dil olmalıydı şiirlerim. Sana bu son mektubu, Artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum Pollyanna son şiirini yazmaya cesaret edememiş bir şair olarak. 11. Karınca Kumu Işıl’a.... Yine gittin o karanlık odaya Karanlık uykularına. Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin Bir bakardım eğilmiş su içiyor Gamzelerinden kuşlar. Bir bakardım gözlerinde Güneşli ve sıcak iki hurma. Bir bakardım hayata dikleniyor Diktiğin horoz ibikleri saksılarda. Biriciğim, kardeşim ne oldu sana? Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara Bir balığın uykusunu düşlerdim Karanlık sularda kaybettiği rüyaları, Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım Merak ederdim ne konuşurlar aralarında? Sen beni hep merak ederdin, Sen beni hep yemeğe beklerdin, Seni sıcacık evimizde bulduğumda İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu Balığın karanlık uykusuyla. Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki Dilimin ucuna. Berekettir diye hani geçen hıdrellezde Karınca kumu toplayıp getirmiştin Kimse bereketi öyle getirmedi bana Küçük, küçücük bir torbada Az gerçi cüzdanımda hala kağıtlar, Ama bozuklar harmandalı oynuyor, Zil oluyor parmağımın ucunda, Küçücük insanlar şimdi cüzdanıma her bakışımda Neşeli bir ateşin üstünden atlıyor. Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için Böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar. Kötü rüyalar görürdüm durmadan Bağırırdı bir yaşlı kadın “Mavi alevlerin ortasına, Bu kırmızı elbise giymiş kadın yakışır.” Sanırım birileri beni yakacak diye tuttururdum sabahları. Ateş iyidir derdin sen, başarıdır, Çok şeyler başaracaksın. Kardeşim, biriciğim sen olmasan, Ablanın kabuslarını kim hayra yorardı? Yine gülsen, gülüversen, Ben böyle saymazdım çarşafımdaki kırmızı gülleri o zaman, Sayıyorum, sayıyorum Hiç bitmiyor güller, sensiz hiç bitmiyor zaman. Çıksan o karanlık uykudan, Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan. Bütün serotonin geri kalım inhibitörleri birleşseler Geri alamazlar çünkü, hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı, geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu. 12. Kurbati Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor. Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf! Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak. Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi, Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak. Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam... Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf! Ben belki denizden bile eski biriyim. Başka isimler bulmak isterdim martılara Kirloş mesela kirloş desem artık onlara. Kasapların perdeleri boncuktan Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf Ne tuhaf acıyla hiç konuşmamak. Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni Herşey şimdi itiraf edilmeli Kocam bir çingeneydi. Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı. Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır. Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar Eski, yırtık bir sızıyla sevişirdik. Herşey şimdi itiraf edilmeli Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar. İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar! Soruyorlar. Soruyorlar "Ellerin neden titriyor sevgilim" Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi. Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla Artık açıklayamam bir türlü. Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni. Herşey şimdi itiraf... Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak Açıklayamazlar artık beni bin türlü. Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin İsmini vererek kendime öldüğümü. İsmim...İsmim...İsmim Kurbati. 13. Mahallede Bomba Patlıyor Mahallemizde bomba patladı Martılar çok uçtular Mahallemizin çığırtkan gözyaşları olup havaya saçıldılar Bu bir çocuk romanıydı, artık anlaşılmıştı Çocuk sonunda ölecekti, geleneklerimize göre Son duası olarak patlamış mısır sunacaktı tanrıya Bu bir oyun romanıydı, bir araf Sırtından bıçaklanacaktı daima çocuk Sendemibrütüs balığı kızartacaktı şiirin kara tavasında Yanında roka, üstüne tahin helvası Şangur şungur bir romandı bu, anlaşılmıştı Gözlerdeki buğu camlar gibi kırılıp inecekti aşağıya. Biz de ölmüş olabilirdik dedi Leman Bu söz nedense aklımda kaldı. Bazı geceler uyanıp sigara içiyorum karanlıkta Odamdaki aynada yanıp sönen küçük kırmızı bir yıldızım Musevi bir kadının ruhu dolaşıyor evde, ya da Müslüman Ya da ateist bilmiyorum Gelip yamuk tabloları düzeltiyor, biraz çorba içiyor mutfakta Sanırım yağmuru yapısalcı bir yaklaşımla karşılıyor Saçma bir kadın, anlaşılmaz Ama iyidir saçmalamak dostlarını satmaktan İyidir adanmak, yalandan Bir çocuk romanı olarak anlaşılmıştım artık. 14. Hergün uzak ülke kırpıntıları dökülür Güneşin ceplerinden. Yoksul aile babası cebi gibi, Biraz kasvetli ve susam kokulu. Sanki gretagarbo artisti ölür gibi Gün batana dek karabasanlar dolaştırır Sokaklarda hırdavatçılar, Gecenin her köşesinde sarhoşlar gündüzü kusarlar. Güneş vergi iade zarflarında saklanır. Ucuz elbise askılarında tiril tiril Amortiden bir deniz sallanır. Sabaha karşı nemli bir ıslık, Bir köşede siftinip duran sokak kedilerinin Tüylerini tarazlar. Yampiri bir yağmuru seyreder Dizilip rengârenk, pis kediler. Boyozcular Elleri yağlı, gözleri yağlı, Gönülleri yağlı pis adamlar. Güvenoyu alamamış martılar. Kemeraltı çarşısına alışverişe çıkarlar. Otuziki yerinden bıçaklanmış aşklar damlar gözlerinden. Kulenin altında bekler her öğlen Bu şehirde adamın biri Her öğlen bir deprem bekler. 15. Yüzüm Güvercinlere Emanet Gecenin vitrinine konulmuş Büyük bir yakut parçasıydı sabah Mahalle kahvelerinde Sıcak çaydan adamların Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla Gençlerin güzellerinin makbul olduğu Tek ülkeydi ülkem Benimse yüreğim Koltuk altına sıkıştırılmış, Yenik bir tavla maçı ertesiydi. Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabah Akşamdan kalma titrek ellerini Sevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimde Dişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibi Açardım gözlerimi birden Kırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardım Dudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımı Gu-guk-guk! gu guk-guk! taneleri Sarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarım Bardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdı Herşey açıklığa kavuşurdu Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde Acemi ve pazartesi olurdu Kara sürmeler çekerdim gözlerime İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya Tartıl be abla! derlerdi Karınca gibi ince belli çocuklar Güvercinlere yem at Sevgiline bir gül hediye et Bulvar yolundan geçen otobüslere Hiç binmemiş olduğumu bilmezlerdi Üzümlerden ayrı bir üzümdüm Bilmezlerdi Bir üzüm yüzsüzlüğüyle Tartın beni derdim Tartardı çocuklardan biri Binalar eğilir bakardı iç çekerek Camları ışıldardı. Küçük, nasırlı bir avuçtan Avuçlarıma dökülürdü tüm şehir Alır yüzüme sürer Güvercinlere emanet ederdim yüzümü Aç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana, Çeyrek geçmişiyle övünen o topal. Bir gül uzatırdı çocuklardan biri Ellerimden güle yalnızlık batardı İçi bulanırdı yalnızlığımın Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.
1- “Sevgili Anneciğim, Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda … Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor di’li geçmi zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun” 2- “Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.” 3- “Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.” 4- “NOT Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı ANNE!” 5- “İki kendim varmış maviş anne Biri benmişim, biri mutsuz Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak? Dünyaya bile bir dünya anne lazım. Biri sen ol maviş anne, biri ben. Dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da birlikte gidelim maviş anne Bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt, Şefkate söyle o da gelsin. Özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun” 6- “Kalbim sanırım büyüyünce Sokaklarda ağlayan biri olacak Rezillik yani maviş anne!” 7- “Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne Aman umutsuz bir yer olmasın! İki kendim varmış maviş anne Biri benmişim biri mutsuz Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al. Ben ölürsem mutsuza iyi bak!” 8- “Bekliyorum beklediğim neyse onu. Zaman Kalbiye, zaman şimdi Kalbimde habire uzayan bir minare Zaman zaman çok yalnızım Kalbiye Bugün ağlayarak kurabiye yerken, Çay fincanında kendimi seyrederken Çay beni içti, ben de çayı Kalbiye” 9- “Hep bir mucizenin alt katında yaşıyorsun.” 10- “Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde Acemi ve pazartesi olurdu. Kara sürmeler çekerdim gözlerime İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya” 11- “Hem bilirsin, Yağmur kadar İzmirliyimdir. … İzmir’de simite gevrek derler Gevrek apayrı bir şeydir bizim burda.” 12- “Vazgeçtim, vazgeçtim sonra Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler. Kalbim neden isli bir şehir? Kalbim! Neden ben? Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.” 13- “Hazırım ben Bir anne ismine bağlamayı her şeyi Füsun…” 14- “Acıklı sözler kraliçesiyim ben Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı Hızlı daha hızlı Fazla vaktim kalmadı Artık ifadem alınmalı. Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de! Beni bir sutyen lastiğiyle asın.” 15- “Kalbim ile İzmir aynı şey mi? … Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.” 16- “Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda Kanatlarımda hep böyle yalnız başıma Son şiirimi de kaybettim. Kalbim! Neden ben? Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.” 17- “Ben belki denizden bile eski biriyim. … Ne tezatlı şey, ne tuhaf Ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak.” 18- “Canımın acısıydın. Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. … Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi Seni sevince kıpırdayan her şiiri Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.” 19- “Sonra gittin. Çocuk oldum bir daha, ağladım. Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı. Kitaplar, aşk, her şey. Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım. Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım … Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı. Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı. Söz dedim, söz verdim. Ruhumu gömdüğüm yer hala belli. Güneşi özledim, sonra seni Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.” 20- “Şimdiden bir hatırasın Bulutsa, tozsa, uçarsa Bütün aşklar paranteze alınsın” 21- “Bunu yazmak istiyorum sana Sonra postalamak istiyorum Pulsuz bir zarfta Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata” 22- “Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.” 23- “Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır, sanırım sabahı bekleyemem. Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.” 24- “İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım. Bir “eşya toplayıcısıyım” bayım … Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım … Bir gül bir güle derdi ki görse… Yalan söylüyorum Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.” 25- “Artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum.” 26- “Herkes çıkarsın kalbini O çirkin mücevher sandığından Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım!” 27- “Kayıp fotoğraflar bulunur ansızın Hayatın ve yılların gizli deliklerinde.” 28- “Yağmur yetmezdi kimseye Başka tılsımlarla ıslanırdı herkes” 29- “Kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam Büyüyor yavaş yavaş Sırtında parmak izleriyle zamanın Bir tekir kedi ile beraber Seyrediyorum hayatı” 30- “Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma. Ölüm neydi sanki o zaman Bir önseziden başka. Evden kaçabilirsin artık çocuk, ama kaderden asla!” 31- “Söküyorum şimdi sözleri birer birer Kalpten kalbe giden yolu kapayan Kalbim, anlatılmaktan usanmış, Yıldızı sönmüş bir komedyendir artık, Dilencinin önünde kahkahalar atıyor,” 32- “Ne zaman gözlerimden mürekkep damlasa. Kalbime dokunuyorum bir kelebeğe dokunur gibi Yetmez mi acaba bu dökülen pullar aşka? Yoksa şu sızıyı Sobası tüten evin şiirinde mi saklasam? … Ne zaman sorsam, Anlıyorum kediler bile meğer alışmış zamana.” 33- “Bir çılgınım, Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna İnandırmaya çalışan herkesi.” 34- “Hikayeme bir hayat yazmak istiyorum Pek de inandırıcı olmayan Hayatıma bir ölüm. … Limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum son bir kez daha Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma.” 35- “Çalınmış bir güzellik, Yasaklanmış bir güzellikten iyidir. Ama onu asla unutmayacağımı bilmelisin. Dilerim sen pötikareli gömlekler gibi neşeli, İri dişli iki mısır koçanı kadar Mutlu ve yan yanasındır.” 36- “Annem öldüğünde ay dede içimde Yüzlük bir ampul gibi parçalandı. Annem işte öyle bir kadındı” 37- “Bense vücuduma şiirler saplıyorum durmadan Sen de bilirsin ya Allah Dayanabileceği kadar acı verirmiş insana.” 38- Ah Pollyanna, İçimde sanki hep aynı şarkıyı çalan bir laterna Cancağızım basma perdeme bir çiçek de sen olsaydın Kaçarken yangın merdivenlerine Keşke grapon kağıtları assaydın.” Grapon Kağıtları Didem Madak Metis Yayınları
didem madak en güzel şiirleri